hakkimda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hakkimda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2013 Pazar

Karsiliksiz Sevenler


Cem, Alara ve Santa...
Küçüktük, sanırım ortaokul zamanlarımızdı, babam tiyatronun kulisinde doğmuş bir tekir yavruyla gelmişti gece eve.. Sanırım bu her gördüğüm yavruyu alıp eve getirme arzusu, sokaktaki tüm kedileri,köpekleri besleme aşkına tutulma hali babamdan geçmiş olmalı bana..Zira o minik tekir de babamın ilk vukuatı değildi, küçüklüğünden beri nice kedi ve köpeği eve taşımış ve babaannemin çatık kasları sonucu tekrar aldığı yere bırakmak durumunda kalmış, ama çoğunu da evin bahçesinde, ödünlükta bir yerlerde büyütmüştü..İşte, bu sefer de evimizin yeni misafiriydi Memiş… 

13 Ocak 2013 Pazar

Bir kahvem bir de ben...oturduk bu sabah..


Sabah erkenden kalktım, herşey bir yana sabah kahvem bir yana dediğim kahvemi bile içmeden hızlıca hazırlandım ve çıktım evden. Kahvemi başka bir yerde içecektim çünkü…

Haftalardır önünden geçip geçip, penceresinden bile bakmaya elvermiyordu içim… Hatta bazen, adımlarımı sıklaştırdığımı farkediverdim tam önüne geldiğimde..
Ama bugün, topladım cesaretimi ve biranda, yeniden kaçmasın diye de kahvemi bile içmeden fırladım evden.
İlk adımlar hızlı başladıysa da duralıyıverdim karşısına geldiğim anda, şöyle bir gözgöze bakıştık kendisiyle önce, kaç zamandır açılmayan kapısına baktım, ama anlaşılan ben gelmesem de burayı sevenler gelmişlerdi, ufak ufak kağıtlara yazılmış notlar duruyordu kapıda.. İnsanın kendini ürkütmemeye çalışması garip bir his..kendisi için aman kaçmasın diye itina etmesi..Bu duygularla yaklaştım camına, ellerimi siper edip içeriyi seyrettim.
Herşey, bıraktığım gibiydi sanki..ama sessiz ve hüzünlü bir hali vardı. Sonunda elim kapıya yöneldi, kapıdaki notları itinayla toplayıp içeri girdim

11 Mayıs 2012 Cuma

Gercekler aci mi tatli mi?

Söz verip yapamadigim zaman cok rahatsiz olurum, aradan gecen zaman da bu rahatsizligimi giderrmez, icimde bir yerde o duygu beni devamli dürtükler durur, bak hala yapmadin diye, bazen aradan öyle cok zaman gecer ki karsimdaki aldigi sözü unutur ama ben hala yapamamis olmanin huzursuzlugunu tasirim.

Mesela mimler, bir türlü yerine getiremedigim. Ama Deeptone’nun gecenlerde bana da layik gördügü "cok yönlü blogger ödülünü" bir kuru tesekkürle almak artik hic olmazdi… hakkimdaki 7 gercegi huzurlarinizda ifsa etmem gerekiyordu…

Evet aslinda girizgah kisminda ilk gercegi acik ettim, bazen böyle ufak sözler veririm ve tutamam, üstelik bu durumdan hic hoslanmamama ragmen basima gelir…

22 Ocak 2012 Pazar

Sahnemin kadinlari



Bazen icimde birbirinden bagimsiz cesitli kadinlarin yasadigini düsünüyorum ben…

Bu degisik kadinlar  bazen sirayla, bazen hep birlikte sahnedeler, bazen birliktelikleri güzel bir koroya bazense kakafoniye de dönüsebiliyor…



Bir tanesi var mesela, anne o, dogumla baslayan bir roldür onunkisi, isin hamilelik kisminda eline texti verselerde, olayi rolün agirligini pek kavriyamamis olup, ilk sahneye ciktiginda duruma vakif olabilmistir,  o „yönetmenin kesfedip“ basrol oyuncusu yaptigidir, kisa zamanda rolüne isinip basrolü  digerlerine kaptirmamaya calisir ama kolay degildir elbet isi, digerleri de cekistirir bize de yer ac derler habire… Gerci o da rolünün zaman gectikce daha az önemli olacagini zannetmistir, „canim ilk seneler tabii sahne benim, hele bir yürüsün, hele bir konussun, hele bir okula baslasin, hele bir lise baslasin, hele bir okul bitsin“ demisse de gecen yillar pek de durumu degistirememistir. Hani sanatcilar derler ya, „ne derdim olursa olsun ben gene de sahneye cikarim, show must go on!“, hah iste bu da öyle bir aktördür, ne olursa olsun asla ve kat’a rolünü kimselere devretmez, her sartta sahnededir.

16 Aralık 2011 Cuma

Aralik'tan sizan isik...


Gecen sene bu günlerde,  her ne kadar aralik ayinin siz istemeseniz de sizi icine aldigi o keyifli telasini, isiklarin piriltilarin gözleri kamastirdigi anlari es gecemediysem de, aslinda kendi icimde huzursuz, bir seylerin degismesi gerekir dedigim bir dönemden geciyordum. Icinden cikmaya calisiyordum, ama nasil? Calistigim is yerinde, önemli ve agir bir sorumlulukla calisirken ayni zamanda bunun ruhuma, kendi benligime ters gelmesiyle basa cikmaya calisiyordum. Bunalmistim ama cikisi bulamiyordum. Ah, bir ufacik cafem olsa, orda sevdiklerimi, dostlarimi, benim gibi olanlari agirlasam diyordum. Kafamin icinde dösemistim bile, ama isi de öyle „hadi ben gidiyorum“ diye de birakamiyordum iste… bu sefer sorumluluk agir basiyordu..velhasil, kafamin icinde git-gellerle dönenip duruyordum.

9 Eylül 2011 Cuma

Rüzgar gibi geciyor hersey

Seneler seneler önce, yepyeni bir okul hayati var önümüzde, ortaokulun ilk günleri..saskin, ürkek bakiniyor kizlar etrafina, siniflara ayriliyoruz. Uzun kumral saclarini yandan mavi pötikare bir tokayla tutturmus, cekingenligi, cilli güzel yüzündeki ela gözlerinin etrafa yaydigi isigi gölgeleyemeyen bir kiz cocugu daha var sinifta, Belki yari Isvecli kaniydi O’nu daha degisik kilan siniftaki kizlardan, bilemiyorum..Bizi, ne nasil  30 kisilik kiz sinifinin icinde birdenbire birbirimize cekti onu hatirliyamiyorum ama o kiz cocugu ve ben, birbirimize yaklastimiz o anda bilmiyorduk tabii ki, bir ömüre yayilacak dostlugun, kardesligin ilk adimlarini attigimizi.

27 Şubat 2011 Pazar

Ben de mimlenmisim...

„Bende bir miminiz var“… sevgili dolmadakia’nin yorumu böyle basliyordu, yazilarini büyük keyifle takip ettigim birinden yorum almak cok sevindirdi yalniz bu arada acaba ‚mim“ ne olaki dedim. O arastirmis ne oldugunu, bende ondan ögrendim aynen söyle diyor:

"Mimlemek; bir blog yazarinin, herhangi bir konu hakkinda yazi yazip, bu konuyu, sectigi bir ya da birkac blog yazarina gondermesi ve sectigi yazarlarin da ayni konu hakkinda bir yazi yazmalarini istemesidir."

Yasasin bende mimlenmisim dolmadakia tarafindan, iste cevaplarim:

26 Ocak 2011 Çarşamba

Hakkimda Yazisi...

Hmm.bu hakkimda kismi en zoruymus megerse…nasil baslasam bilmiyorum ama kisaca, hayatim Istanbul, Istanbul’un da Cihangiri, Viyana ve Ege, Ege’nin de ille de Cesme’si seytan ücgeninde gecti ve de gecmekte, su an ücgenin Viyana kösesinde kalmis durumdayim, ne zamana kadar belirsiz,fakat icimdeki his öbür köseye gecmeye az kaldi diyor…Ama ben üc köseyi de farkli farkli cok seviyorum, her köse kendi icinde cok özel cok keyifli anilarla, mutluluklarla dolu..Dogup büyüdügüm, Viyana’dan döndükten sonra evlenip gene yerlestigim ve suan artik orda yasamasamda gönlümde hic tasinmadigim Cihangir, okulu bitirdikten sonra üniversite icin yolunu tuttugum ve herkese dileyebilecegim mutlulukta gecen, özgür genclik yillarimin sehri, yasanmis mutsuz bir dönemden sonra bana gene dost elini uzatan, ayaga kaldiran Viyana ve hayatin beni her ne sekilde olursa olsun mutlaka, bir sekilde ona yolladigi, vazgecilmezlerimden olan Cesme..ama heryeri bu kadar güzel kilan, her birinde biriken, sicacik dostlar. Hayatta biriktirebileceginiz en güzel sey bu olmali, sizi dünyanin en zengin insani yapiyor dost birikiminiz, iste ben o sansli cok zenginlerdenim.Dünyanin her bir yerine dagilmis ama sanki heran berabermis gibi hissedilen, bir kol uzakligindaymis gibi yasanan, insana „iyiki varsiniz ve ben de iyi ki varim“ dedirten dostluklar.

"Hakkimda" daha neler yazmaliyim bilmiyorum, ama zaten bu bir baslangic, zira gelecek sayfalarda öyle ya da böyle, hep bir hakkimda yazisi olacaktir diye de düsünüyorum.


23 Ocak 2011 Pazar

Cafemi actim...


Cafè Melange , su an fiziki olarak mevcut olmayan ama  herhangi bir zamanda ve  herhangi bir yerde acilacak olan cafemin yaziya dökülmüs sekli..Mis gibi bir kahve kokusu ve citir kurabiyeler esliginde, belki sonrasinda keyifli bir kadeh sarapla sürdürülecek keyifli sohbetlerin, bulusmalarin mekani  kücücük bir kafe,  cesitli duygu ve tatlarla, keyifle topladigim cafenin tüm malzeleri gibi sohbetler de hep hayatin icinden, cesitli ve sicak olsun...
Kahve, benim vazgecilmezler listemin en basinda yer alanlardan, onunla ilk tanisikligimiz Istanbul`dan Viyana`ya ögrenim icin gelmemle basladi, önce bu kahve (ve sarap) ülkesinde güzel kahve icmenin tadina vardim, sonra da Viyana`daki tüm ögrencilik yillarimda  calistigim cafelerde kahve yapmanin incelikleriyle tanistim. Ve bu tanisiklik, zamanla  aramiza kimsenin giremiyecegi büyük bir sevgiye dönüstü..
Avusturyalilarin kahveyle tanismalari  ise 1683 de Türklerin ikinci Viyana kusatmasi sirasinda biraktiklari kahve cekirdeklerini bulmalariyla oluyor. Ilk önce deve yemi sanar, islenmemis yesil kahve cekirdeklerini bulan Avusturyalilar. Ve rivayet edilir ki, Kolschitzky isimli Polonyali  bir tercüman savasta gösterdigi yararliliklardan dolayi bu cuvallara talip olur, zira uzun zaman  Belgrad`da yasamis, türkceyi ve Türk kültürünü yakindan taniyan bu zat, onlarin deve yemi degil kahve cekirdegi oldugunu bilir ve sonucunda da Viyananin ilk cafesini acar, cok kisa bir süre icinde de bu yeni icecegi pek seven Viyana`lilara arka arkaya yeni cafeler acilir.