müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Haftasonu dilegi

 
 
Bugün cafenin konuklari Beatles…
  „ Ve, sonunda..aldiginiz askla verdiginiz ask esitlenir“ Paul McCartney

Ask, sevgi dolu olsun haftasonunuz

 
Altmışdört Yaşımda

Bundan yıllar sonra
Saçlarim dökülmeye başladığında
Sevgililer günü ya da doğumgünüm için
Bir kart atıyor olacak mısın hala ?

18 Mart 2012 Pazar

Mutlu bir pazar dilegi

Annemin güzel postasi geldi sabah, tam taze bahara, yenilenen  hayata uygun… Yazdigi, besteledigi onlarca sarki dünyanin en güzel sarkilari arasinda yer alan, Violeta Parra’nin yumusacik sesinden,  Hayata tesekkür… (daha sonralari Mercedes Sosa, Joan Baez basta olmak üzere cok kisi tarafindan seslendirilip yorumlanan, kendi sarkisidir) 
 Herkese bahar dolu, sicacik bir Pazar dilerim.




4 Mart 2012 Pazar

Mutlu bir pazar dilegi


 Sicacik bir pazar günü diliyorum.

Sevgili arkadasim, Elif Caglar’in yeni cikan, M-U-S-I-C albümünden "Circus Love" klibini ve müzigini Cafe Melange’a cok yakistirmis, yollamisti gecen gün bana. 
Ben cok begendim.
(Baslatmadan önce sayfanin müzik kutusunu susturmayi unutmayin)

19 Temmuz 2011 Salı

An'i yasa...


Daha önce de yazmistim, ama bu cok begendigim deyisi gene yazacagim, söyle demis John Lennon;
„Hayat, tam da; siz baska planlar pesindeyken yasananlardir“… 

Öyle cok planli programli biri oldugum söylenemez ama gene de yaparim ara ara planlar, mesela bu yazi, hazir eski isimden ayrilmis ve önümdeki iki ayi da kendime ayirmis oldugum icin, 1,5 ay boyunca Türkiye’de canimin cektigi gibi gecirebilecegimi planliyordum, neler yoktu ki o planin icinde..ama olamadi, planimda olmayan hayatin plani, beni bu yazi Viyana’da gecirme durumunda birakti, en azindan agustosun ikinci yarisina kadar. Önce kisa bir an üzüldüm, ama bir anda bu davetsiz planin, simdiye kadar imkanim olamamis bir sürü seyi yasayabilme imkani verdigini gördüm. Birincisi, yeni evime alismak, onunla ince ince ugrasmak icin bol bol vaktim vardi, insan calistigi zaman, aldigi kisa tatillerde hep bir yerlere gitme dürtüsü tasiyor nedense ve bu arada evinizde kendinize ayirarak gecirebildiginiz vakit o kadar kisa ki, ben hem tatile bir yerlere gitmek isterdim hem de devamli evimi özlerdim. Iste simdi evim ve ben..bütün gün önümde.. Ikincisi, Viyana yaz aylarinda o kadar neseli ve coskulu ki, her bir kösesinde ayri bir program, etkinlik, konser, sergi vs var, her günü planlasaniz gene yetisemessiniz. Benim yaz aylarinda bunlari görebilme imkanim hemen hic olamiyodu, cünkü ya deli gibi calisir durumda, ya da tatilin basladigi günün aksami ucakta oturuyor oluyordum. Mesela gecen aksam Karlsplatz’daki acik hava sinemasini, özgün adiyle „Yildizlarin Altinda Sinema“yi  kesfettim (bunu söylerken utaniyorum, zira, Viyana'nin göbegindeki bir etkinlik bu bahsettigim). 

20 Şubat 2011 Pazar

Istegim; ask, nese ve keyif

Ne milyonlar, ne bir limuzin,ne Chanel’in mücevherleri ne de Neufchátel’de villa mutlu etmiyor onu..Isabelle Geoffroy, nam-i diger Zaz’dan bahsediyorum. O hava,su kadar aska, neseye ihtiyac duyuyor. Böyle diyor Zaz, harika sesiyle „Je veux“ adli sarkisini Montmartre’da seslendirirken. Edith Piaf’in tahtina oturmaya aday oldugu söyleniyor ama onun dumanli, melodik sesinde melankoliden daha cok hayat sevinci öne cikiyor.

Isabelle Geoffrey müzik kariyerine yirmili yaslarinda adim atiyor. Okul yillarindayken  Bordeaux’da „CIAM“ (Müzikal Informasyon ve aktivite merkezi) da girdigi Blues grubuyla ilk sahne deneyimi baslar, kisa süre sonra da kendini bir bask dans orkestrasiyla turnelerde bulur. Iki sene sonra bir ilan carpar gözüne, „Don Diego vokalist ariyor“ ucarak yanlarinda bulur kendini, onu etkisi altina alacak afrika, arap, endülüs ve latin müziginin ezgileriyle burda tanisir. Daha sonra „ insanin dileyebilecegi en mükemmel seydi o profesyonel grupta bulunmus olabilmem“ dedigi grupla en büyük cikisida geleneksel müzik senligi "Festival Musiques Métisses d'Angoulême"a katilarak yapar.
Ama bir süre sonra, baskentin sesi onu cagirir ve gene bir gazetede gördügü „Güclü sesli vokalist“ ilani ile kendini bir anda Paris’in kabarelerinden birinde hemde haftanin yedi günü, sahnede bulur. Ama buna ragmen, ay sonu zor geldiginden biri gitar digeri kontrabas calan iki müzisyen arkadasiyla Montmartre ziyaretcilerini degisik ve büyüleci sesiyle mutlu etmeye baslar. Onlari birbirine baglayan sadece güzel sarki söyleme aski degil ayni zamanda sinirsizca hertür müzige acik olma tutkularidir;  jazzdan bluesa, fransiz sansonlarindan dünya üzerindeki tüm müzik türlerine uzanan karsilikli etkilisimleri Zaz’in coskulu sesinde hayat bulur.