13 Mart 2013 Çarşamba

Simdi Haberler...


„Haber“ler geçiyor devamlı elimizin altından, gözümüzün önünden… Gözler görüyor, okuyor, bir tıkla diğerine iletiliyor da,  akılları ne kadar zorluyor, kafalarda ne kadar kalıyor, yüreklere ne kadar değiyor çoğu haber diye düşünüyorum.

İletişim’in, haberleşmenin süratine erişemediğimiz bir çağı sürüyoruz. Haberleşiyor muyuz gerçekten? İletişim çok hızlı, iyi güzel ama iletilen ne bize? Hiç sorguluyor muyuz? Yoksa artık hiç bir şeyin sorgulanmadığı, ne verilirse onun alındığı, marketteki buzdolabından „faydalı ve besleyici“ diye hiç sorgulamadan alıp, eve getirip aileye hazırlanan yemekler gibi mi oldu haber denen şey…? Hiç düşünülüyor mu, „içindekiler“ kısmını hiç okumadan aldığımız hazır paket yiyecekler kadar, içeriğini hiç sorgulamadığımız  "paket" haberlerin de ne kadar zararlı olabileceği…

16 Şubat 2013 Cumartesi

Anneme


Bana hayat verene…Hayat vermek, salt can vermek olaydi, belki de adi hayat vermek olmazdi…

Canima, anneme, gökkusagima, cansuyuma


Daha nice en güzel yillarini hep birlikte yasamak dilegiyle,kutlu olsun yeni yaşın



Bir Kücük Kiz Cocugu

Kücük bir kiz cocugu taniyorum ben
Müzik gibi,… gönle dolan, ice isleyen
Kemanin ninnileriyle büyümüs olmasindan belki
Müzik gibi sarip sarmalayan, iyilestiren

14 Şubat 2013 Perşembe

Aşk dediğin laftır derler, sakin kanma onlara...


Nedir kimyası bilinmez, kime neden aşık oluruz, hesapsız kitapsız aşklar söz konusu olduğunda… Zıt güçler dengesi mi, yoksa öbür yarımız midir aradığımız… Üzerine o kadar çok yazılıp söylenmiş ki… Ama işte, her neyse sebebi, hayatın bize sunduğu en adrenalini, serotonini, çarpıntısı bol, en zamansız yakalandığımız, kimi göklerde gezinip kimi yerlerde süründüğümüz, ama asla bi daha nolur demekten vazgeçmediğimiz en muhteşem duygulardan biri..

Hani;

Pamuk helvayı ısırmak gibi, toz pembe, yumuşacık ve şeker tadında, ağızda eriyen..

Çikolata gibi, karşı konulamaz, baştan çıkaran, hiç doymadığın ve hep aklında, tatlı bir kaçamak hınzırlığında

8 Şubat 2013 Cuma

Kadınsı Şeyler


Geçtiğimiz yaz düşmüştü aklıma…
O gün yaşadığım, hayatın ufacık bir detayı, bir an geçirtiverdi aklımdan bu düşünceyi..“Seviyorum ben kadın olmayı“ dedim…

Sıcaktan bunaldığımız bir yaz günüydü, aslında sıradan her zamanki gibi işte..“vaktin var mı 1 saat boşum var“ dedi telefondaki ses… Hemen o bir saati en iyi şekilde değerlendirmek için buluştuk günün orta yerinde kız arkadaşımla, vakti en iyi değerlendirebilmek için hem bir çırpıda soframızı bahçeye kurarken hem de başlamıştı sohbet çoktan..Sohbetin arasına, masaya getir götürler sırasında dudağa bir de şarkı ilişmişti farkında olmadan… Birazdan etekleri şöyle bir toplayıp bahçe hortumuyla ayaklarımızı çocuk neşesiyle ıslatip, soğuk sarabimizi açtığımızda, geçirmiştim işte içimden…O ufacık zaman dilimini incelikli saatlere çevirebilmek, bir çırpıda bir parça hayatlarımızın içine karşılıklı dalıp çıkabilmek ne keyifli seydi.. sanırım tek kadınların dünyasındaydı bu, aynı anda yeni yapılmış reçelin tarifiyle, çocukların konusunu, yetiştirilmesi gereken faturalarla, karşılaşılan yeni kişinin akıbetini, işteki sıkıntılarla gidilmek istenen tatilin heyecanını, hayallerle gerçekleri, acılarla tatlıları aynı kapta buluşturmak…

İşte o konuşmalar sırasında bir de aklımdan bunlar geçti..Bu „kadınca yaşamayı, kadınca düşünmeyi, kadınca hissetmeyi“ seviyorum ben dedim…

20 Ocak 2013 Pazar

Karsiliksiz Sevenler


Cem, Alara ve Santa...
Küçüktük, sanırım ortaokul zamanlarımızdı, babam tiyatronun kulisinde doğmuş bir tekir yavruyla gelmişti gece eve.. Sanırım bu her gördüğüm yavruyu alıp eve getirme arzusu, sokaktaki tüm kedileri,köpekleri besleme aşkına tutulma hali babamdan geçmiş olmalı bana..Zira o minik tekir de babamın ilk vukuatı değildi, küçüklüğünden beri nice kedi ve köpeği eve taşımış ve babaannemin çatık kasları sonucu tekrar aldığı yere bırakmak durumunda kalmış, ama çoğunu da evin bahçesinde, ödünlükta bir yerlerde büyütmüştü..İşte, bu sefer de evimizin yeni misafiriydi Memiş… 

13 Ocak 2013 Pazar

Bir kahvem bir de ben...oturduk bu sabah..


Sabah erkenden kalktım, herşey bir yana sabah kahvem bir yana dediğim kahvemi bile içmeden hızlıca hazırlandım ve çıktım evden. Kahvemi başka bir yerde içecektim çünkü…

Haftalardır önünden geçip geçip, penceresinden bile bakmaya elvermiyordu içim… Hatta bazen, adımlarımı sıklaştırdığımı farkediverdim tam önüne geldiğimde..
Ama bugün, topladım cesaretimi ve biranda, yeniden kaçmasın diye de kahvemi bile içmeden fırladım evden.
İlk adımlar hızlı başladıysa da duralıyıverdim karşısına geldiğim anda, şöyle bir gözgöze bakıştık kendisiyle önce, kaç zamandır açılmayan kapısına baktım, ama anlaşılan ben gelmesem de burayı sevenler gelmişlerdi, ufak ufak kağıtlara yazılmış notlar duruyordu kapıda.. İnsanın kendini ürkütmemeye çalışması garip bir his..kendisi için aman kaçmasın diye itina etmesi..Bu duygularla yaklaştım camına, ellerimi siper edip içeriyi seyrettim.
Herşey, bıraktığım gibiydi sanki..ama sessiz ve hüzünlü bir hali vardı. Sonunda elim kapıya yöneldi, kapıdaki notları itinayla toplayıp içeri girdim

4 Kasım 2012 Pazar

Ben ayrılmak istiyorum…


Bitmiş bir ilişkiyi sürdürmek ağır gelir ya hani, artık söylediği her söz batar, yaptığı iyi şeyler bile sizi sinir etmek için yapıyor hissi verir…aynı havayı soluyamazsınız, içiniz daralır varlığında, çıkıp gitse diye gözünün içine bakarsınız.. Artık, çözüm konuşmaları da sonuçsuz kalır, onun ak dediğine siz kara, onun karasına siz ak dersiniz çünkü… Ayrılmak..ve biran önce huzura kavuşmak istersiniz, sizi anlayacak, sadece duygularda değil fikirlerde de buluşacağınız, aynı yola baş koyabilieceğiniz, şöyle özü sözü bir, denginiz birini ister gönlünüz..

2 Kasım 2012 Cuma

Bir bulut olsam...


Bilirsiniz o zamanlari… Masmavi bir gökte  tek tük havai bulutlarin yükseklerde, kendi aralarinda „bil bakalim ben neyim“ oyunu oynayarak sekilden sekile girdikleri, bizi de asagida seyirlerine ortak ettikleri sakin dingin günesli günleri…

Onlarin oyunlarina bakarak hayaller kurarken hafiften bir rüzgar yalar yüzünüzü, huzur vericidir tendeki temasi..gözlerinizi hafif kisar hem bu tatli dokunusun hem de yukardaki seyrin tadini cikarirsiniz … Bazen cogalir bazen azalirlar sahnede günün akisi icinde, günesten aldiklari isiklarini cesit cesit kostümlere tasirlar genis bir renk yelpazesinde… ve cogunlukla, günesi gönderirken ertesi sabaha, muhtesem bir gösteri sunarlar biz fanilere gökyüzünden…

26 Ağustos 2012 Pazar

Müşfik Kenter’i dinliyorum gözlerim kapali


Bazi insanlar vardir, hayatiniz onlarla kesistigi icin kendinizi baska türlü ayricalikli ve onurlandirilmis hissedersiniz, kayiplarinin acisi kelimelere dökülemez bazi insanlarin… Onlari kelimelere dökerek de anlatamazsiniz, bir baslarina cokturlar, o kadar cokturlar ki sizin kelimeleriniz yetmez ifade etmeye…Bazen hic bir sey diyememek de cok sey demektir…

Bugün sayfami cok sevgili dostum Rengin Uz’un yazisina ayirmak istiyorum, O cok özel insan, Müsfik bey ancak duygularla, O’nun karsisindakilere gecirdigi müthis duygulari anlatarak ifade edilebilirdi… Benim duygularim, hissettiklerim onun yazisinda,cümlelerinde...
Bundan sonrasi Rengin Uz’a ait…yeniden ellerine saglik Rengin’cigim…


19 Ağustos 2012 Pazar

Mutlu Bayramlar







Sevginin, dostlugun birlestirdigi, nese ve mutluluk kahkahalarinin yükseldigi, keyifli icten sohbetlerin sürdügü, anilarin biriktigi, bereketi bol, tadi damakta kalan bayram sofralari tadinda olsun bayraminiz.








17 Ağustos 2012 Cuma

„Zamansiz“lari tanirmisiniz?


Zamani, zamaninda kim kesitlere bölüp bölüp dagitmis bize, kim yazmis bu kurallari, hangi yasta nelerin yapilmasi gerektigi konularina kim yormus kafayi böyle detay detay…
Neden bu büyümüs olup olmama isine hep baskalari karar vermis bizim icin, „daha kücüksün, anlamazsin“ „bu yastan sonra mi?“  „koca kadin oldun, hic yakisiyor mu“ gibi gerekli yola sokma görevlerini kimler kime devretmis?

Mesela herkes sizden cocuk olmanizi bekledigi sirada büyümüssünüdür ama siz.. „Cocuktur anlamaz“in yaninda konusulanlari dinleyen kulaklar,büyüklerin birbirlerine söylediklerinin arkasina gizlenmis söylenmiyenleri de, söylenmemis sözlerin sesini de duyuverir…gözlerin sessiz gülüslerine ve aglayislarina tanik olur. Büyüklerin aralarinda koca koca cümlelerle konusup anlatamadiklarini, tek cümlede anlativerir.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Mehmet....


Tatli bir heyecandir hele o son günlere dogru… Artik tamamen büyümüs, gerilmis o karnin üzerinden ayaklarini, basini görürsünüz, daha cikmadan oksamaya baslarsiniz onun güzel yüzünü..sarkilar mirildanirsiniz, onu ne kadar heyecanla beklediginizi anlatirsiniz miril miril, belki patiklerini mini mini hirkasini hazirlarsiniz elinizde… Ne tatli, ne mutlu ve de ne heyecanli bir bekleyistir o…

Ah, o ilk an yokmudur o ilk an, hani verirler de elinize, en derininize kadar cekersiniz kokusunu icinize, artik burnunuzdan asla silinmeyecek bir kokudur o, simsiki basarsiniz gögsünüze o dünyaya yeni gelmisi, artik gözleriniz, akliniz, kalbiniz iste bu yeni gelene aittir, o aylardir yolu gözlenene…

Uykuya yatiripta, defalarca kontrol edersiniz.. „acaba nefes aliyor mu“ diye..o misil misil uyuyordur halbuki.. hastalanir da dünya kararir sanki gözünüzde, önemli degil der doktor, „bebeklerin yüksek olur atesi“ ama isik gder gözünüzden o tekrar iyilesene dek…
Yavas yavas ayaklanmaya baslar, ödünüz kopar, aman düsüp de bir yerini acitmasin diye, bir saniye rahat oturamazsiniz gözünüz hep üzerindedir, oysa o tüm tehlikelerden habersiz, kesfetmektedir dünyayi, dünyasini.. Düse kalka büyüyecektir o da her cocuk gibi…

12 Ağustos 2012 Pazar

Hani biz cocukken...

Hani cocuktuk ya bir zamanda, iste o zamanda, o cok geride kalmis zamanda daha mi güclüydük biz, daha mi güclüydü hem kücücük yüregimiz hem kücücük aklimiz… bir bilgeyi mi biraktik biz o zamanda..

O agactan her seferinde düsüp gene de bikmadan denerdik ertesi günde bir üst dalina cikmayi, kabuk baglayan dizlerin dirseklerin kabuklarini biraz kuruyunca yolmak, üstelik kanayacagini bile bile yolmak da acitmazdi canimizi, tam tersine bundan zevk bile alirdik, simdilerde ise üzerini kalin kabuklar bagladigini sandigimiz yaralari degil soymak, biri kazara carpsa yüregimizin en derininde duyuyoruz acisini. Aciya daha mi dayanikliydik biz, daha mi cesurduk kücükken acaba, her yerimiz yara bere icindeyken, hic aldirmadan devam ediyorduk kaldigimiz yerden… 

22 Temmuz 2012 Pazar

Mutlu bir pazar dilegi



Kalpten gelen sözler söyle, cekici dudaklara sahip olmak stiyorsan
Güzel gözler, insandaki güzeli gören gözlerdir.
Ince bir vücutsa arzun, ekmegini aclarla bölüs.
Parlak saclar icin, ufak bir cocugun elleriyle saclarini oksamasina izin ver hergün
Saglam bir durus icin, bilgi eslik etsin yoluna.
Yardim eline ihtiyac duydugunda, göreceksin ki en büyük yardimi gene kendi elinden görüceksin 
Ve yaslandikca yardima hazir iki elin oldugunu farkedeceksin, biri kendine  öteki digerlerine yardim uzatmak icin.
 

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Kelimelerin Tadi

Gecen postuma biraktigi yorumda söyle diyordu Özlemaki; „ne güzel bir sözdür hayirli isler demek“. Gercekten de öyledir.  Misal, sabah dükkanini acmis bakkaliniza, gecerken „günaydin, hayirli isler deyiverirsiniz, her iki taraf da mutlu olur, duymaktan da söylemekten de.. Ayni sekilde yeni baslangiclarda da „hayirli olsun“ ne güzel bir dilektir, herseyi barindirir icinde; basari, sans, mutluluk, yolun acikligi, herseyin düzgün gitmesi, iyi kazanclar..

Her biri aciklamaya kalkinca icinde bir sürü anlami birden barindiran  iyi dileklerimiz vardir bizim.