7 Mayıs 2016 Cumartesi

Bir fotoğraf bin anı gizlermiş


Bir fotoğrafla uyandım bu sabah…

Bütün çocukluğumu,genç kızlığımı, büyüyüşümü, gelişmemi bir çırpıda tek bir kareyle önüme seren bir fotoğraf..

Öylesine özel ki…
Bir tek fotoğraf neler neler sığdırırmış içine bu sabah anladım ben…

Çocuktum o masaya ilk oturduğumda, sanırım 7-8 yaşlarında olmalıyım.. İzzetpaşa sokak, Zamanyurdu apartmanı… İsmi bile çok şey anlatıyormuş apartmanın bir düşündüm de..
Sadık Şendil’in, ama bizim için Sadık abi’nin sofrası, Fatoş abla’nın sofrası. İki kişinin de ismini verdiği müthiş bir sofra, bir hayat sofrası…
Senelerce her Cumartesi, bıkmadan yorulmadan  eşsiz emeklerle, aşkla sevgiyle hazırlanan, ince bir zerafetle kurulan, Sadık abi’nin özel kristal rakı karafesinin özenle hazırlanıp konduğu Fatoş abla’nın incelikli sofrası..

Dostlara, dostluğa kurulan bir sofra, sohbete birlikteliğe kurulan..

Ve Sadık abi..hayatımda tanıdığım tek, gerçek bir beyefendi..Her daim her havada, her durumda tiril tiril bir şıklıkta. Nezaketi, kibarlığı bu derece içine sindirmiş başka bir bey tanımadım ben. Öyle ki eve geldiğimizde bizim için ayağa kalkan, kendi yaşıtıymışız gibi önemle karşılayan, sevdiği her insana yaş gözetmeden aynı saygıyı gösteren biriydi o..
Kırıldığı,üzüldüğü durumlarda dahi, saygısını hiç bozmadan, hiç bir kötü söz kullanmadan, karşısındakine haddini bildirirdi hazır cevaplılığıyla.. lafı gediğine sokmakta yoktu üstüne..

Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük dehalarından birinin sofrasında büyüdüm ben…
Bugün Yeşilçam’ın, Türk sinemasının var olmasına sebeb en büyük, en önemli yapı taşlarından birinin..
Bugün hala bıkmadan usanmadan, seyrettiğimiz, şimdi çocuklarımızın dahi (ki o zamanları yaşamadıkları halde) arka arkaya seyretmekten yorulmadığı, onun eseri olan filmlerin ana teması nedir hiç düşündünüz mü?.. Aile kavramının üstünlüğü, birlik beraberlik, insanca dostça kardeşçe yaşamanın önemi.., sevginin,aşkın yüceliği… Ümit vardır o filmlerde her zaman, drama dahildir neşe ya da neşeye hüzün..Hayatın gerçeğidir o filmler, bize kim olduğumuzu, aslında nasıl bir toplum olduğumuzu hatırlatan ve aslında bizi hala birbirimize bağlayan çok güçlü bir eldir…

Ve O, masada, baş köşedeki yerini aldıktan sonra oturan davetliler…kimler olmazdı ki.. Müjdat Gezen, Münir Özkul, Savaş Dinçel, Sırrı Gültekin, Yavuz Turgul, Kandemir Konduk, İsmet Bozdağ ve eşi son Osmanlı torunlarından Hanzade hanım, Ergin Orbey, Orhan Aksoy ve elbette babam Halit Akcatepe, annem…ve de şu an aklıma gelemeyen nice isimler..

Bir tarihti bu sofralar.. Arka fonunda ülkenin tüm gelişimi yaşar..Türk sineması da bu doğrultuda gelişir. Tüm konulara her zaman Sadık abi’nin ince nüktesi dahildir elbet..Ve olmazsa olmaz, O’nun eşsiz anıları, duruma uygun herbiri ayrı lezzetteki esprileri..
Aynı filmlerindeki gibi bir aileydi bu sofralar.. Dostluğun, birlikteliğin, farklı renklerin buluştuğu.. Aileye uyum sağlayamayanların bir daha o sofrada yer bulamadığı…

Evet çok küçüktüm ilk başlarda, yemekten sonra uykumuz gelir, annemle babamın gitme vaktine kadar uyurduk kız kardeşimle bir koltuğu paylaşıp..
Bu güzel fotoğrafı paylaşan Cemciğim, artık delikanlı olduğundan „kaçardı“ yemekten hemen sonra..:)
Büyüdük zamanla, artık uyumuyorduk yemekten sonraları, sohbetleri dinleyebiliyor, biriktiriyorduk anıları.. Cem ve kuzeni Celit de sofradaydı artık bizimle, kacmadan yemek sonralari, birlikte büyüyorduk bundan sonra..
Babamla birlikte oynadığımız ilk ve tek film olan Tatlı Dillim’den sonra hiç unutamadığım bir sahnedir..O Cumartesi akşamı yemekte beni ve Ebru`yu tebrik edip, „oscarlarınızı takdim ediyorum“ demişti, ucunda kehribar renkli bir fil olan kolyeyi boynuma takarken… Onca sinemacının önünde, ne büyük bir onurdu bu benim için..
Zamanla „Zamanyurdu“ndan çok yakındaki „İlkbahar“ apartmanına geçildi. Ben artık okumaya Viyana’ya gelmiştim, ancak İstanbul’da olduğum zamanlarda katılabiliyordum bu eşsiz zamanlara.
O’nu o bilmediğimiz „uzak diyarlara“ uğurlayana dek…

Bugün bu fotoğrafla bir kez daha saygıyla eğiliyorum muhteşem anısı önünde. Beni bugünlere taşımadaki eşsiz katkılarına, hayata hazırlanırken sunduğu paha biçilmez deneyimlerime, ömrümün sonuna dek saklayacağım çok değerli bir hazineye sahip ettiği için mütessekkirim O’na..

Ne mutlu bana ki, bu ailenin bir ferdi olmuşum..


Ve Cem'cigim, paylastigin bu degerli fotograf ve anilarla yeniden icimde yazma istegi uyandirip beni bloguma döndürdügün icin kocaman tesekkürler sana.. hep yaz emi..Kalemini hic birakma, sen cok güclü bir mirasa sahipsin..





7 yorum:

  1. Fotoğraf ve anıların elbette şahane ama sebep olup bloga döndürmesi daha da şahane olmuş, özlemiştik seni. Devamı gelsin lütfen. Keşke anılarını yazsan...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. iki sene olmus tam... insan ara verince nerden dönecegini bilemiyor, Cem'in sayesinde :)
      canim benim, insallah belki birgün...sevgilerimi yolluyorum

      Sil
  2. Hoşgeldiniz. Özlemişim yazılarınızı okumayı.
    Nasıl şanslı bir çocukluk geçirmişsiniz. Yazılarınızı okuyana yaşatıyorsunuz. Daha çok yazmalısınız.

    YanıtlayınSil
  3. O zaman teşekkürlerimiz Cem`e gitsin. Seni tekrar buraya döndürdüğü için.
    O filmler o kadar güzel işlenmiş ki hiç bıkmam. Çocuklara da aşılıyorum biliyor musun? Benim kadar olmasa da sevsinler istiyorum.
    (geçenlerde daha Tatlı Dillim`i izledim. Bir sonrakine daha dikkatli izleyeceğim.)

    YanıtlayınSil
  4. Kumanda panelimde isminizi görünce öyle sevindim ki.. Sevinç, şaşkınlık, hüzün hepsini yaşadım yazdıklarınızı okudukça. Babanıza selamlar ve sevgiler..

    YanıtlayınSil
  5. Itır hoşgeldin! Seni çoook özledim.

    YanıtlayınSil