kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Cronica de Una Muerte Anunciada

Kirmizi Pazartesi olarak yayinlandi bizde, ama kendi adi cok daha carpicidir bana göre..“Bildirilmis bir cinayetin kronolojisi“… Kitabin incecik, mütevazi görüntüsünün icine, kitabi kapattiginizda kendinizi, cevrenizi sorgular buldugunuz kocaman bir dünya sigdirmistir Marquez. Hep cok özeldir yeri benim kütüphanemde.

Konusu bize de hic yabanci olmayan bir namus cinayetidir „Kirmizi Pazartesi“nin. Ülkemiz cografyasinda da ne yazik hala devam eden bir namus cinayetini anlatir. Ama o kücükken sahit oldugu bu gercek hikayeyi, kitabin anlaticisina yükleyip bize aktarirken, taraflari sorgular, sorgulatir bize, en basta kendimizi sorgulatir.

12 Mart 2012 Pazartesi

Yokus asagi birakmak kendini


Ama bu harika bir seydi… „di“…., gecmiste kaldi degil mi, cocuklukta bir yerlerde? Hayal meyal hatirlatiyor ama kendini gene de söyle bir zihnin eski fotograflarina göz atinca; kalbinde kus kanatlarini duyarak, gözler kisik, rüzgari her yerinde hissederek, sanki kanatlanircasina hiz kazananirken duyulan tatli ilik heyecan… Biran icimizi kaplayan korkuyla karisik sevinc cigliklarinin eslik ettigi…
Ister kar tutmus bir yokustan asagi, ister gittikce hizlanan bir kosu tutturarak yamactan asagi olsun ya da lunaparkta o sonsuz süratle nerdeyse dimdik yere inen oyuncaklarda olsun, bize yasattigi sadece heyecan ve mutluluktu…


Belki de „hayatin yokuslarinin“ henüz farkinda olmamanin getirdigi bir „cahil cesaretydi“ bu korkusuz sevinc. Öyle ya, yokuslar inilir ve cikilirdi, cikmasi azicik yorsa da inmesi hep keyifliydi.

5 Şubat 2012 Pazar

Tanistigim ilk devrimci



Ece Temelkuran’in bir yazisi söyle  basliyordu; „Cocukken ilk okunan kitaplarin insanlarin kaderlerini belirledigine iliskin, hic bilimsel olmayan ama derinden güvendigim bir kanaatim var“ … ve ikimizin de bir "ilk kitabina" gönderme yapiyordu.

Düsündüm üzerinde, evet hic bilimselligi yoktu ama bana ne kadar yakin gelmisti bu cümle. Insanlar ilk okuduklari, ilk cocukluk kitaplarinin rotasinda yol almazlar mi, rüzgari hep ordan doldurmazlar mi yelkenlerine diye düsünmeye basladim, evet galiba öyleydi.....söyle bir geriye gittim, gözlerimi cocuklugumda gezdirdim.

22 Ekim 2011 Cumartesi

Hikayesi anlatilan insanlar varoluyor…


Böyle bitiyordu kitap, bir solukta bitirdim, Zülfü Livaneli’nin Serenad’ini. Beni böylesine icine alan, katlarini cok ustalikla ördügü kurgusu, savaşların yarattığı insanlık suçlarından yola çıkan ana tema etrafina, okuyucuyu hic yormadan serpistirdigi; - bosanmis ve çalışan annenin çocuğuna yetememe, iletisim kuramama sorunu, etrafimizi cevreleyen ahlak bekçileri, eski Istanbul, Einstein'in Atatürk'e mektubu, „Weltliteratur“ yani dünya edebiyati kavrami ve neden Yunus Emre’nin Rumi kadar dünyada taninmadigi ve dolayisiyla Mimesis – degildi sadece.

3 Mart 2011 Perşembe

Pus'lanmayan kitaplar vardir...

Kitaplarimi severim, belki garip gelecek ama onlarla hep dogru zamanda bulustuguma, okuduguma inanirim, cünkü o anki ruh haliniz ve kitabin icerigi birbirini tutmassa birbirinizi kacirirsiniz. En güzel romanin bile dogru zamanda elinize gelmesi gerekir. Iste bunlarin arasinda  bazi kitaplar vardir hayatimda, aradan yillar da gecse bende biraktiklari tad hic eskimeyen, silinmeyen ve arada kütüphaneden cikarip aklimda kalan bir cümleyi, bir paragrafi yeniden okumak istedigim ve her okuyusta da aklimdaki tada yeni farkli tadlar ekledigim.
Ihsan Oktay Anar’in "Puslu Kitalar Atlasi„ bunlardan biri. Kitabi okumus olanlar beni anliyacaktir. Okumamis olanlara ise bir parca tanitabilirsem, icinizin dogru zaman dedigi bir zamanda alin derim, hic birakamadan bitireceksiniz bu fantastik tarihi romani.

Kitap, Uzun Ihsan Efendi’nin, dayisi Arap Ihsan’nin cenk dönüsü Kostantiniye’de Kubelik’e tercüme ettirdigi, Rendekàr isimli „feylesof“un „Zagon Üzerine Öttürmeler“ kitabiyla baslar.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Hakkimda Yazisi...

Hmm.bu hakkimda kismi en zoruymus megerse…nasil baslasam bilmiyorum ama kisaca, hayatim Istanbul, Istanbul’un da Cihangiri, Viyana ve Ege, Ege’nin de ille de Cesme’si seytan ücgeninde gecti ve de gecmekte, su an ücgenin Viyana kösesinde kalmis durumdayim, ne zamana kadar belirsiz,fakat icimdeki his öbür köseye gecmeye az kaldi diyor…Ama ben üc köseyi de farkli farkli cok seviyorum, her köse kendi icinde cok özel cok keyifli anilarla, mutluluklarla dolu..Dogup büyüdügüm, Viyana’dan döndükten sonra evlenip gene yerlestigim ve suan artik orda yasamasamda gönlümde hic tasinmadigim Cihangir, okulu bitirdikten sonra üniversite icin yolunu tuttugum ve herkese dileyebilecegim mutlulukta gecen, özgür genclik yillarimin sehri, yasanmis mutsuz bir dönemden sonra bana gene dost elini uzatan, ayaga kaldiran Viyana ve hayatin beni her ne sekilde olursa olsun mutlaka, bir sekilde ona yolladigi, vazgecilmezlerimden olan Cesme..ama heryeri bu kadar güzel kilan, her birinde biriken, sicacik dostlar. Hayatta biriktirebileceginiz en güzel sey bu olmali, sizi dünyanin en zengin insani yapiyor dost birikiminiz, iste ben o sansli cok zenginlerdenim.Dünyanin her bir yerine dagilmis ama sanki heran berabermis gibi hissedilen, bir kol uzakligindaymis gibi yasanan, insana „iyiki varsiniz ve ben de iyi ki varim“ dedirten dostluklar.

"Hakkimda" daha neler yazmaliyim bilmiyorum, ama zaten bu bir baslangic, zira gelecek sayfalarda öyle ya da böyle, hep bir hakkimda yazisi olacaktir diye de düsünüyorum.