31 Aralık 2011 Cumartesi

"dostluga" dedik



Bu aksam hep birlikte kaldirdik kadehlerimizi dostlugumuza, sevgiye, barisa ve umuda..
Tüm katilanlara, katilamayanlara bir kere daha „sagliga“ diyorum

Yasasin UPKYIH hareketi ! :)

30 Aralık 2011 Cuma

Yeniyil karti


 
...."Kış güneşinin mutlu ettigi bir kedi gibi mutlu, emin,
tasasız
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim
senin ve benim , yani bizim için"....

28 Aralık 2011 Çarşamba

Yeni yila "Istenmeyen listesi"


Hani denir ya, insan yas aldikca ne istedigini daha iyi bilir, kendini daha iyi tanir… Yok, bende o sekilde gelismiyor, tersine bir gidisat var bende..

Evet, kendimi daha iyi taniyorum, ama
her gecen zamanda ne istedigimi degil, ne istemedigimi daha fazla biliyorum,  dünyevi istemediklerim bir yana; kendimle ilgili olanda, beni kiran, üzen, yipratan hic bir iliskiyi istemiyorum, sahtelik, riya iceren her seyi, her kimseyi hayatimdan cikarmak istiyorum, artik bana keyif vermeyen, mutsuz eden bir isi yapmak istemiyorum, o ortamlarda bulunmak istemiyorum, zamanimi gereksiz harcayip carcur etmek istemiyorum – ne kadar kolay harciyoruz oysa su degerli vaktimizi - 
Istememe listem uzayip gidiyor..

Istemediklerimi iste böylesine cok net siralarken;

Hayattan ne istedigini bileceksin !… diktesi cikiveriyor karsima... ama iste ben bir türlü bunu bilemedim, ya da bildigimi sanarken farkli duruslarda yakaladim kendimi.. Üstelik kendim basarmisim gibi, cocuklara da, artik ne istedigine karar ver, bak vakit gecip gidiyor babinda serzenislerde bulunmaktan da geri kalmiyorum, oysa ki; hani ihtiyacim olan siyah ayakkabiyi almak icin dükkana girip bir cift topuklu kirmizi ayakkabi alip cikmak gibi yasamim.


25 Aralık 2011 Pazar

Mutluluk karti

  
Pazar kartim, kartlarimdan..

Her aldigim kartla, iclerindeki umut vaad eden dileklerle  günüm aydinlandi, öylesine güzel dilekler vardi ki… Nathalie ve Tülay’in kendi el emekleriyle yaptiklari kartlar ne kadar kalpten, simdiden cüzdanima attigim Leylak Dali’nin zarif ugur parasi ile Cilgin Mevdos'un ugur böcegi, Leylak Dali’nin icimde kelebekler ucuran siiri, Qunegond’un icimi isitan sicacik karti, bana sevincli haberler dilerken iki  kart göndererek ilk sevincli haberi veren Zeynep, Özlem’in yol özlemlerini bazen gideriyor olabilmem, Hümeyra’nin „sevgilerin hic tükenmiyecegi“ , Esra’nin „nar gibi bereketli“, Lale’nin „bollugu bereketi ile“, Mevdos’un „masal gibi“ yeni yil dilekleriyle 2012 simdiden güzel umutlarla basliyor..

Hepinize cok tesekkürler…
Umarim benim kartlarim da zamaninda elinize gecmistir.


Bu Pazar siiri de Can Yücel’den, cogumuzun bildigi bir siirdir aslinda ama arada bir hatirlamakta yarar var.öyle degil mi?

Yasamaya Dair


24 Aralık 2011 Cumartesi

Bir Viyana hikayesi

Hadi gelin bu yilbasi haftasinda, Viyana gezisi yapalim ve ilk acildigi tarihten beri, ülke tarihinde önemli bir konumu olmus, popülaritesini hic yitirmemis  bir mekani görmeye gidelim Viyana’da... 


Hotel Sacher..Viyana dendiginde ilk akla gelenleri sayarken ön siralarda yer alir bu artik anitlasmis olan otel. Viyana’nin valsleri, Opera binasi, Hofburg sarayi kadar meshurdur kendisi.


16 Aralık 2011 Cuma

Aralik'tan sizan isik...


Gecen sene bu günlerde,  her ne kadar aralik ayinin siz istemeseniz de sizi icine aldigi o keyifli telasini, isiklarin piriltilarin gözleri kamastirdigi anlari es gecemediysem de, aslinda kendi icimde huzursuz, bir seylerin degismesi gerekir dedigim bir dönemden geciyordum. Icinden cikmaya calisiyordum, ama nasil? Calistigim is yerinde, önemli ve agir bir sorumlulukla calisirken ayni zamanda bunun ruhuma, kendi benligime ters gelmesiyle basa cikmaya calisiyordum. Bunalmistim ama cikisi bulamiyordum. Ah, bir ufacik cafem olsa, orda sevdiklerimi, dostlarimi, benim gibi olanlari agirlasam diyordum. Kafamin icinde dösemistim bile, ama isi de öyle „hadi ben gidiyorum“ diye de birakamiyordum iste… bu sefer sorumluluk agir basiyordu..velhasil, kafamin icinde git-gellerle dönenip duruyordum.

4 Aralık 2011 Pazar

Mutlu bir pazar dilegi



 (Gec kalinmis da olsa), herkese keyifli bir Pazar ögleden sonrasi diliyorum


 
Bedenin yükünü ayaklar taşır,ruhun yükünü yürekler.
Bütün ağırlığınızı ve yorgunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için, rahatlığı ve şıklığı bir arada barındıran ayakkabıyı seçersiniz.
İçinizin acılarını sıkıntılarını, kırgınlıklarını ve hayallerini yüklenen yüreğiniz için de huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız.
Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir...
Bazıları çamur, yağmur, toz, toprak, kar, buz gibi her türlü "kötü hava" koşullarına dayanıklıdır.
Bazıları ise ummadığımız kadar kısa zamanda, çabucak yamulur, ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile iki günde bozulup gider..
Aşklarıda ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniz,tıpkı ayağınızda olduğu gibi, yüreğinizde de NASIR oluşabilir.
Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiniz için "zamanla açılır" diyen satıcıya inanarak alırsanız, zaman içinde ayak kemiklerinizde deformasyon başlar.
Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp "zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz.
Aşık olabileceğiniz insan türü, tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde, farklı kalitede ve sayısız "renktedir"...
Aşkı bir çeşit serüven olarak "spor" olarak yaşayanlar, aynen "spor ayakkabı" gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.
Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı" gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.
Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.
Bez ayakkabılar gibi kısa ömürlü "tatil aşkları" ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.
"Marka" ayakkabı alır gibi, sevgililerin kariyerine ve maddi durumuna tutulan aşıklar görürsünüz.
Katı plastikten "yağmur çizmesi" edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçiminde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz.
Ayrıca ne tuhaf ki, psikolojik testlerde "zaafı" olup evine sayısız çeşittte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik türde" aşklarada zaafı olduğu söylenir.
Evet, aşk "ayakkabıdır" Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor" kullandığınız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınızıda dikkatli davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede eskitirsiniz...

Ve nasıl ki "delik" bir ayakkabı tamir ettirdiğinizde yalnızca bir miktar ömrünü uzatmış olursanız; "delik" bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da asla eskisi gibi OLMAYACAKTIR!
CAN YÜCEL


3 Aralık 2011 Cumartesi

Viyana'da cakirkeyif zamanlar

Rathausplatz / Chriskindlmarkt

Viyana’nin cakirkeyif zamanlari basladi.. bu her ne kadar mecazi bir anlam yüklü de olsa gercek anlamini da icinde sonuna kadar barindiriyor…

Kasim ortasindan Aralik sonuna kadar isil isil yanan Viyana sokaklari  elmali armutlu, narli tarcinli karanfilli, anasonlu sarap kokularina bulaniyor. Bu dönemde, günde ortalama 30.000 litre alkollü sicak icecegin, sokaklara kurulan standlarda ve geleneksel „Chriskindlmarkt“larda  tüketildigini söylersem neden cakirkeyif oldugunu tahmin edersiniz sanirim. 

19 Kasım 2011 Cumartesi

Haftasonu dilegi



 
Huzurlu ve mutlu bir haftasonu diliyorum



DİYALOG

Bir gün, bir evde, bir kedi
Vardı.
O gün, bir evde, o kedi
Benden sıcaklığını esirgemedi.

O gün, o evdeki o kedi
Beni bana götürdü getirdi.
Ona şarkılarımı söyledim;
Uyudu, bakıyordum, benimleydi.

Bir ikilem oldu beklenmedik;
Geçmiş günlerin yumaklarını didikledi.
Var mıydı, yok, var gibi
Kucağımdaydı kedi.

Gözlerindeydi gözlerim,
Gözleri gözlerimdeydi.
Ellerimi tırmalıyordu elleri...
Ürperdim, birden içim titredi.

Bir gün, bir evde, bir kedi
Vardı.
O gün, bir evde, o kedi
Beni taa çocukluğumdan aldı.

O gün, o evdeki, o kedi,
Bak-işte, neler olmuş der gibi,
Getirdi beni gençliğime bıraktı.
Anı bahçelerinde üşümek sıcaktı.

Babamın öldüğünde aylardan Hazirandı,
O elli dördündeydi, ben yedi.
Bir ışık söndüğünde yol yandı.
O kedi bunları nasıl da bildi.

Bir gündü, bir evdi, o kedi
Taş attı bütün kuyularıma.
Durup-dururken dikenli uykularıma
Ninniler söyledi.

Bu bir öykü idi;
Ben mi anlattım, o mu dinledi.
Saklamalı mıydı, ya da söylemeli mi;
Ne o ev vardı, ne o gün, ne de o kedi.
 
Özdemir Asaf

18 Kasım 2011 Cuma

Büyüklere Masallar


Bir masal anlatimidir gidiyor son senelerde, bilmem farkindamisiniz?
Kim anlatiyor, neden anlatiyor diyorum ben…

Hemen hepimiz masallarla büyüdük, cocuklugumuzda büyük-   annelerin/babalarin anlattigi masallarla… Bir varmis bir yokmusla baslayan, tekerlemelerle devam eden, sonunda hep iyilerin kazandigi masallardi bunlar.

Masallar güzeldir; hem cocuklar icin tamamen onlara ayrilmis sihirli bir dünyada bulunmaktir, hemde cocuklarin büyürken hayal dünyalarini gelistirmeye, olaylara degisik perspektiflerden bakmalarina, iyi ve kötüyü ayirt etmelerine, kafalarinin icinde dönen sorulara cevap bulmalarina yardimci olur.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Bayram dilegi



Kücükken kurban kesilisine tanik olmustum, o günden beri de benim icin hep buruk bir bayramdir bu bayram.
Ben daha cok yardimlasma bayrami olarak anmak isterim bu bayrami, ülkemizde bunca yoksulluk yasanirken insanlarin birbirini düsündügü, elini uzattigi bir bayram. Amaci da bu degilmidir bu bayramin?

Öbür taraftan ne kadar „ah nerede o eski bayramlar“ dense de öyle ya da böyle keyiflidir bayramlar, kendine has bir heyecani vardir hep. Gene mutlu bir sebebtir, aileyi dostlari bir araya getiren.

Hepinize, cocukken, bayram sabahi beklenen kirmizi ayakkabilarin heyecani, mutlulugu tadinda keyifli, mutlu sohbetli, tatli sürprizli bir bayram diliyorum

4 Kasım 2011 Cuma

Kozadan cikmak

Eyvah! Oglum büyümüs dedim...Eh bunu yeni mi farkediyorsun denebilir tabii ki bana … ne yazik ki „o gün“ gelene kadar, yani cocugunuz valizini toplayip artik „kendi evi“ne gittigi ana kadar o hala sizin dünkü kücük oglunuz gibi geliyor, ya da en azindan insan sanki o an hic gelmiyecekmis gibi yasiyor. „Eee..ne zaman gecti bunca zaman, ben hic farketmedim, üstelik daha hazirlamamistimda kendimi“ diyor ic ses bir yerlerden ama cevabini da aliyor „tabii ki gidecek, hayatinin en güzel yillari, üniversite yillari basliyor, simdi degilse ne zaman, hem sen, üstelik de 17 yasinda elinde valizin cikip gitmedin mi uzaklara, üniversite icin?“ Simdi de o kanatlanip gidiyor iste…  

30 Ekim 2011 Pazar

Mutlu bir pazar dilegi


Mutlu bir Pazar diliyorum.

Bir de cok sevdigim bir siirini  ekliyorum Nazim Hikmet’in, pazariniza renk versin diye…

YAŞAMAYA DAİR


26 Ekim 2011 Çarşamba

Güz'e dair



   Itır saksısında artan koku,
   denizlerde uğultular
   ve işte dolgun bulutları ve akıllı toprağıyla sonbahar...

   Sevgilim,
   yaş kemâlini buldu.
   Bana öyle gelir ki
   belki bin yıllık bir ömrün macerası geçti başımızdan.
   Ama biz hâlâ
   güneşin altında el ele yalnayak koşan
   hayran gözlü çocuklarız...

        Nazim Hikmet Ran  
        28 Ekim 1945


24 Ekim 2011 Pazartesi

Canim aciyor


Canim aciyor, üstelik cok katmerli bir aci bu…

Her gün kan, gözyasi, parcalanmis aileler ve artik ömür boyu yari ölüme mahkum olmus analar…

22 Ekim 2011 Cumartesi

Hikayesi anlatilan insanlar varoluyor…


Böyle bitiyordu kitap, bir solukta bitirdim, Zülfü Livaneli’nin Serenad’ini. Beni böylesine icine alan, katlarini cok ustalikla ördügü kurgusu, savaşların yarattığı insanlık suçlarından yola çıkan ana tema etrafina, okuyucuyu hic yormadan serpistirdigi; - bosanmis ve çalışan annenin çocuğuna yetememe, iletisim kuramama sorunu, etrafimizi cevreleyen ahlak bekçileri, eski Istanbul, Einstein'in Atatürk'e mektubu, „Weltliteratur“ yani dünya edebiyati kavrami ve neden Yunus Emre’nin Rumi kadar dünyada taninmadigi ve dolayisiyla Mimesis – degildi sadece.

11 Ekim 2011 Salı

Sanat’a adanmis bir ömür



Özeldir kizlarinin hayatinda babalari, belki de hayatlarinda hic kimse tarafindan böylesine karsiliksiz simartilmadiklari icin.. Simartilmak sadece el bebek gül bebek büyütülmek degildir, ayricalikli oldugunuzun hissettirilmesidir aslinda, babamin hala „prensesi“ olmam gibi mesela… 

Biz babamizi cok fazla görerek büyümedik, cünkü hep isi vardi, birlikte tatillerimiz olamadi fazla... isi dolayisiyla.. Geceleri evde degildi, aksamlari herkesin babasi eve gelirken, benim babam ise giderdi, yaz aylarinda aileler birlikte tatile cikarken, benim babam sehir disinda olurdu. Biz büyüyünce cocuklarin gözünden bakmayi unutuyoruz, halbuki onlar bir yetiskinden cok daha fazla derine bakabiliyorlar kendi , bizim henüz kücük sandigimiz dünyalarinda..Ben de simdi geriye baktigim zaman hatirliyorum da; cok da dert etmezdim bu durumu, bilirdim ki o asik oldugu isi yapiyor, tiyatroyu… o yüzden geceleri evde olamiyacak, yazlari ise turnelerde olucak.. eve geldiginde de prensesim diye beni burnumun ucundan öpücek..


30 Eylül 2011 Cuma

Kedilerin ve martilarin semti



Cocuktum, sokagimizda iki bakkalimiz vardi, Arman bey ve Hayk efendi diye seslenirdi mahalle sakinleri, Arman bey, babasindan devralmisti bakkal dükkanini, Hayk efendiden. Hayk efendi bembeyaz sacli, hafif kamburu cikmis olmasina ragmen yürümekte en zorlandigi zamanlara kadar sürdürdü dükkanina gelmeyi, artik yoruldugunu anladiginda oglu Arman bey’e birakti isleri. Evimizin tam karsisinda olan bu kücücük bakkal dükkaninda yok yoktu, ne nereye nasil sigardi, hep sasirirdim. Bize biraz daha uzak olan ise ‚Ispiro’ ydu. Cocuk zihnimde o adam hem görüntüsü hem de isminin bana cagrisimiyla devamli icki sisesinden cikmis gibi gelirdi. Isimlerinden de anlasilacagi gibi Rum'dular.

9 Eylül 2011 Cuma

Rüzgar gibi geciyor hersey

Seneler seneler önce, yepyeni bir okul hayati var önümüzde, ortaokulun ilk günleri..saskin, ürkek bakiniyor kizlar etrafina, siniflara ayriliyoruz. Uzun kumral saclarini yandan mavi pötikare bir tokayla tutturmus, cekingenligi, cilli güzel yüzündeki ela gözlerinin etrafa yaydigi isigi gölgeleyemeyen bir kiz cocugu daha var sinifta, Belki yari Isvecli kaniydi O’nu daha degisik kilan siniftaki kizlardan, bilemiyorum..Bizi, ne nasil  30 kisilik kiz sinifinin icinde birdenbire birbirimize cekti onu hatirliyamiyorum ama o kiz cocugu ve ben, birbirimize yaklastimiz o anda bilmiyorduk tabii ki, bir ömüre yayilacak dostlugun, kardesligin ilk adimlarini attigimizi.

6 Eylül 2011 Salı

Gizli Cennetim

 
Oldum olasi ne büyük otelleri ne kalabalik plajlari sevemedim, hep kücük bir koyda 5-6 odali bir pansiyonda kalip, fazla kimselerin ugramadagi denizlerde yüzmeyi seviyorum. Yalniz, tatil mekaniniz yaz aylarinda Cesme ise, cok fazla sansiniz da kalmiyor eger tekne ile acilmadiysaniz.

30 Ağustos 2011 Salı

Bayram karti


Hepinize, sevgi, nese ve mutlulukla bezenmis, sevdiklerinizle cevrelenmis keyifli bayram sofralari diliyorum. 
Bayraminiz kutlu olsun…

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Yasasin tatil





Vee… bekledigim Cesme günlerim ve gecelerim basliyor, yasasin…

Yarindan itibaren birkac haftaligina tatildeyim...

Cesme Marina, Wineway

14 Ağustos 2011 Pazar

Renkli bir hafta


Havalar yeni yeni yaz oluyor Viyana’da, tabiat ana biraz oyun oynadi bize bu yaz..temmuz ve agustosda ekimi yasadik, dolayisiyla yapacak onca keyifli sey olabilecekken disarlarda, kapali mekan ugraslari aradik kendimize…

Bende renklerle, boyalarla hasir nesir oldum..severim oldum olasi, tamirat, boya islerini. Ne eski evler, ne eski esyalar, sevdiysem eger ben onlari hic korkutmaz gözümü, hemen nasil adam ederim diye bakar gözüm. Uzun zamandir yogun is ortamindan hic vakit bulamiyordum bu sevdigim ugraslarima. Hazir simdi nadasa cekmisken kendimi firsat buldum.

Bir zamanlar kizkardesimin bitpazarindan alip kullandigi sonra artik biktigi bir dolap uzunca bir süredir evin bir yerlerinde dolanip duruyordu, bakip bakip „ah sunu da bi adam etmeli“ derdim.

Yeni evde banyoya bir dolap gerekiyordu, bende o eski yesil dolabi alip, biraz daha eli yüzü düzgün bir hale getirmeye calistim..

12 Ağustos 2011 Cuma

Haftasonu mimi :)




Herkese keyifle gecirecegi renkli bir haftasonu diliyorum.
Günü mutlu kilacak, keyifli bir kahvaltiyla baslayin haftasonuna…


Tunes'dan  güzel bir mimim var, ''Çok beğendiğiniz, izlemekten asla sıkılmayacağınızı düşündüğünüz 3 filmi, neden bu kadar beğendiğinizi de açıklayarak yazın'' 


En cok su ücü diyemem tabii, sevdigim zevkle izledigim cok film var, ancak ilk anda aklima geliveren,  zaman zaman aklima düsen ve degisik zamanlarda yeniden seyretme arzusu uyandiran 3 filmi siraliyabilirim…

Padre Padrone (Babam ve Ustam), Vittorio & Paulo Taviani, 1977

Gercek bir öyküdür, babasi tarafindan 6 yasinda „okumak zenginlere mahsusdur“ diye okuldan alinan ve yazgisi coban olmak gibi gözüken Sardunyali bir gencin, gene babasinin istekleri dogrultusunda girdigi gönüllü askerlikte okuma yazmayi ögrenip, üniversiteye giderek bir dil bilim uzmani olusunu anlatir. Köhnemis,rafa kalkmasi gereken inanislarin, yasam tarzinin hala varligini sürdürmesine olan baskaldirisin siirsel bir anlatimidir.


10 Ağustos 2011 Çarşamba

kücücük bir an…

Hayatta her sey an meselesi,  kücücük bir an…

O bir an icin ömrünü feda etmeye hazir insan bazen…bir haber geliyor telefonla, ilk duydugum kelime  oglum…...kaza, araba kazasi… o an beynim, yüregim duruyor, ruhumun bedenimden ciktigini hissediyorum, yukardan bakiyorum kendime, telefondaki sese..Ölüm belki böyle birsey, o an ölüyorum ben, an’lik bir ölüm hali yasiyorum. Bir bosluktayim…

Telefondaki ses devam ediyor;  „hic bir seyi yok merak etme…tüm tetkikleri yapildi… ama araba yok …, refujlar tutmus arabayi…“ Hersey uzaktan geliyor bana.

Gercek degil mi duyduklarim diye düsünüyorum, sonra Cem’ime  birsey olmadigi dogru degil mi? diye konusuyorum…kendi sesimi duyuyorum, yabanci bir ses gibi..

Telefonu kapattiktan sonra, kalakaliyorum oldugum yerde, oglumun yaninda olmak istiyorum, kendim görmek istiyorum O’na hic bir sey olmadigini, sarip sarmalak istiyorum, isinlanmak istiyorum Cesme’ye…

Sonra sükrediyorum bana oglumu bagislayan Yüce Bagislayan’a bin kere, binlerce kere…O bir an’a sükrediyorum, koruyucu meleklerin etrafta oldugu, O’nu tuttugu ana…

Dün aksam bir ic sikintim vardi, hissederim hep…cocuklarimi düsündüm, bu ayi, agustosu ne severim, iki cocugumu da bu ayda aldim kucagima diye düsündüm, dua ettim onlar icin…ve bu ay bir kere daha verdi oglumu bana…

hep bu kadar kalsalarda hic yamacimdan ayrilmasalar diyor insan bazen...

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Arinma zamani...

Ramazan ayini ne kadar gercek anlamda yasadigimizi sorguluyorum...Son derece yüzeysel, icsellestirilmemis Ramazanlar yasaniyor.


(Hoca Ali Riza, Iftar Sofrasi)
Televizyon kanallarina bakin bir, her kanalda sadece iftar görüntüleri var, kim nerede nasil acmis, neler yenmis, masalarin zenginligi…en sosyetik kesimden, halka „tebaa“ izlenimi verdiren ramazan cadirlarina kadar. Oruc ayi ama sadece yenilen ve icilenler konusuluyor.
Her yerde bangir bangir kimler kimlere iftar vermis, neler sunmus anlatiliyor. Hersey bir „Gösteri“ niteliginde…

Halbuki Ramazan ayi, dikkatlerin maddi olandan uzaklasip kalbe cevrildigi zaman, sadece yeme, içme veya diğer bedensel ihtiyaçlardan uzak durmak olmayıp ruhu ve gönlü kirleten şeylerden de kaçınmaktır. Oruc, sufizmin temelinde, tasavvufda ve diger dinlerde  var ve temelinde ruhsal arınmaya davet eder bizi hep.  Bu bir firsat ayidir, aradiklarimizi kendi icimizde bulabilmek, ic sesimizi duyabilmek icin. Bir nevi fiziksel ve ruhsal detoksdur.

28 Temmuz 2011 Perşembe

Gece kadar siyah, cehennem kadar sıcak ve kadın kadar tatlı...

Daniel Moser'in duvarindan, Geraldine Chaplin
iceceksin kahveyi der bir Kolombiya atasözü. Kahvenin yapilisi ülkeden ülkeye degisiklik de gösterse, aslinda tadinda en baglayici olanlardan biri de hangi duygularla iciliyor oldugu bence. Sabah kahvesi, bir dostla icilen kahve, hani 40 yillik hatiri olan, yorgunluk kahvesi, güzel bir yemegin üzerine..ve hepsinde de hangi duygular icinde oldugumuz tadini bir o kadar etkinlestirir.

Biliyorsunuz kahve benim askim; 

Dün cok lezzetli bir kahve ictim, cünkü bu kahvede bir kahvenin güzel olmasi icin gereken hersey vardi. Herseyden önce kahvenin logosu „best coffee in town“, Viyana’nin en iyi kahvesi olarak geciyor, kahve cekirdeginden, fincanima gelene kadarki hikayesini takip edebildigim bir kahve bu ve tabii yukarda da söyledigim gibi, sicacik, keyifli bir sohbet sirasinda icilen.

Isterseniz hikayeyi en bastan anlatayim ;

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Dudagimin ucunda gülücük



Vardir sizinde böyle günleriniz. O sabah, beklenmedik güzel bir günaydin alirsiniz, bazen bir gülüstür, bazen bir haber, bazen kulaginiza calan bir melodi, bazen de civiltili bir sesin size sadece bir günaydin demesi.. Bütün gün size eslik eder o günaydin, dudaginizin ucunda bir gülücük olarak, yolda, tramvayda kendinizi hep o gülücükle yakalarsiniz .. O „Günaydin“ tek basina bütün gününüzü ayar, paylasmak istersiniz hemen sevdiklerinizle de, aksam yataga girdiginizde hala dudaginizin ucunda o gülücük..

Cok tesekkür ederim Deli Anne.., dün sabah güne böyle bir sürprizle uyandim ben, harika bir günaydin sundun bana. Ayni duygularda bulusmak bu olsa gerek diye düsündüm. Karsindakinin hissettiklerini, düsüncelerini, kalbindekileri birebir yakalayabilmek.. ne kadar incelikli, zarif bir anlatim olmus..Umarim yakin bir zamanda, ayni senin tasvir ettigin cafede, kahvemizi yudumluyor oluruz..

Duygularina, yüregine ve eline saglik..


TopOfBlogs

21 Temmuz 2011 Perşembe

Annemin cekmecesindeki fotograflar


Ben oldum olasi annemin cekmecelerini karistirmaya bayilirim, cocuklugumdan beri. Sanki hep büyülü bir bahcede gibi olurum, kirk senedir tanidigim dolaplarin, cekmecelerin icinde sanki hep yeni bir seyler bulacak gibi dolanir dururum.. Ve evet, cok ayip ama söylemeliyim ki bazen, özellikle de fotograflarda elime hakim olamam, o fotograflar bazen kendini benim cekmecelerde buluverir…Sucumu, fotograflara olan tutkum diye affettirebilrmiyim acaba?

19 Temmuz 2011 Salı

An'i yasa...


Daha önce de yazmistim, ama bu cok begendigim deyisi gene yazacagim, söyle demis John Lennon;
„Hayat, tam da; siz baska planlar pesindeyken yasananlardir“… 

Öyle cok planli programli biri oldugum söylenemez ama gene de yaparim ara ara planlar, mesela bu yazi, hazir eski isimden ayrilmis ve önümdeki iki ayi da kendime ayirmis oldugum icin, 1,5 ay boyunca Türkiye’de canimin cektigi gibi gecirebilecegimi planliyordum, neler yoktu ki o planin icinde..ama olamadi, planimda olmayan hayatin plani, beni bu yazi Viyana’da gecirme durumunda birakti, en azindan agustosun ikinci yarisina kadar. Önce kisa bir an üzüldüm, ama bir anda bu davetsiz planin, simdiye kadar imkanim olamamis bir sürü seyi yasayabilme imkani verdigini gördüm. Birincisi, yeni evime alismak, onunla ince ince ugrasmak icin bol bol vaktim vardi, insan calistigi zaman, aldigi kisa tatillerde hep bir yerlere gitme dürtüsü tasiyor nedense ve bu arada evinizde kendinize ayirarak gecirebildiginiz vakit o kadar kisa ki, ben hem tatile bir yerlere gitmek isterdim hem de devamli evimi özlerdim. Iste simdi evim ve ben..bütün gün önümde.. Ikincisi, Viyana yaz aylarinda o kadar neseli ve coskulu ki, her bir kösesinde ayri bir program, etkinlik, konser, sergi vs var, her günü planlasaniz gene yetisemessiniz. Benim yaz aylarinda bunlari görebilme imkanim hemen hic olamiyodu, cünkü ya deli gibi calisir durumda, ya da tatilin basladigi günün aksami ucakta oturuyor oluyordum. Mesela gecen aksam Karlsplatz’daki acik hava sinemasini, özgün adiyle „Yildizlarin Altinda Sinema“yi  kesfettim (bunu söylerken utaniyorum, zira, Viyana'nin göbegindeki bir etkinlik bu bahsettigim). 

19 Haziran 2011 Pazar

Böyle buyurdu „Merkür“


Merkür'ün dedigi oluyor, yeni yeniden diyordu..



Tasiniyoruz, yeniden yeni bir ev, yeni bir baslangic… Ne cok yeni baslangiclarim, tasinmalarim oldu. Tuhaf duygulari vardir tasinmanin, hem vedalasirsiniz eskiyle, hem de yeniden kucaklasirsiniz hic ummadiginiz anlarda. 

Evin odalarini tek tek dolasip vedalasmaya baslarsiniz paylasilan onca aniyla, ama kitaplarinizi yerlestirmeye baslarken kartonlariniza, bir tanesinin arasindan düsüveren bir fotograf sizi unuttugunuz bir ana tasiyiverir bir anda, kendinizi koltugun kenarina ilismis, yüzünüzde tuhaf bir tebessümle buluveririsiniz, veya bazen tam da kitabin kendisidir sizi kendisine ceken, seneler önce okudugunuz, sanki kaybettiginiz bir seyi bulmuscasina keyifle sarilirsiniz, baslarsiniz hemen birkac sayfasini okumaya. Cekmeceleri bosaltirken, sakladiginiz bir hediye kagidina ilistirilmis kücücük bir kartla kare kare sahneler aciliverir önünüze… Tavanarasina kaldirdiginiz sandiklarin icinden, cocuklarinizin kücüklük elbiseleri cikiverir, kimi kiyafetler vardir, onlar cocukluk dönemlerinin simgesidir adeta sizin icin, ömür boyu saklanir o sandiklarda, sanki onlarin cocukluklarini saklariz orda gizli gizli.. sanki kosusturmalari, kahkahalari, kokulari saklidir o sandikta, ne keyifli bir bulusmadir bu, tasinmalar olmasa kaliverir o sandik hep tavanarasinda…

Bir de, kendi kendinize verdiginiz ödevler vardir, yapmayi unuttugunuz, dolaplarda hatirlanmayi bekleyen. Iste tasinmalarda, onlar da kendini yeniden hatirlatma sansi yakalarlar. Cercevelenmeyi bekleyen resimler, degistirilecek kavanozlar, boyanacak dolaplar, dosyalanacak kagitlar, „artik beni at“ diye bagirip sesini duyuramayan ivir zivirlar gibi..
Tasinmanin bütün yorgunlugunu unutur, bir anda tüm bu unutugunuz ödevler icin inanilmaz zinde hissedersiniz kendinizi, bütün o isin gücün arasinda cerceveci bulunur, dolaplar boyanir…
Yani, en azindan benim tasinmalarim böyle olur, bu yüzden de herkes 1 haftada tasinirken, ben o sandigin basinda yarim saat, bu kitabin icinde 1 saat gecirip bir de tasinma islerinin yanina diger unutulmus isleri ekledigim icin, üc haftada ancak toparlanip cikabilirim.

Fakat bu durum birisi var ki O’nun hic hosuna gitmiyor; Kedimiz Muskat, tasinmadan nefret ediyor, O ki, zaten bavul gördügü zaman tansiyonu cikar, tasinma söz konusu oldugunda sanki bütün dünyasi yikilmis gibi dolasmaya baslar, biz ayrilabiliyoruz ama O hic ayrilamiyor alistiklarindan. Su an halen tasinma asamasinda, yeni evle eski ev arasindayiz, ev bosalirken onu götürmeyelim diye saklanacaktir, eminim.




Yeni ev, hep yeni bir sayfa acmak gibi gelir bana, hani ilkokulda defterimizin sol tarafina düsen sayfanin devamli kenarlari kivrilir, silgiden kirlenir, sag taraftaki sayfaya gectigimizde icimizi bir keyif  alir, bir özenle yazmaya baslardik ya, iste aynen öyle.. Sanirim daha da sag sayfalarim olacak…

Ne severim Özdemir Asaf’i, tasinma isleri sirasinda en az bir yarim saat de onun yüzünden kaybettim..

TAŞINMAK

Taşınmak kadar
Hüzünlü bir kırık yoktur
Bir kopma bir yaralanma
Gizlenmiş bir hıçkırık yoktur

Şarkıları vardır ya büyük olayların
Taşınmanın da bir şarkısı olmalı dedik
Şimdi onu okuyalım
Şarkısını taşınanların

Çocuklar dikkat edin
Bir şey unutulmasın
Mangalın kapağı
Tuz kutusu
Teyzemin başörtüsü
Ihlamur torbası
Sürahinin örtüsü
Kırılmasın dikkat edin
Safran kavanozu
Çocuklar dikkat edin
(Şangır şungur)
Ah kırılmasın
Kırılmasındı
Anneannemin lambası
(Kamyon sesi gelir)
Her şey tamam mı
Her şey tamam
Anne her şey tamam
Tastamam

Ama babamın
Şu pencerede kalan
Bakışlarını
Alamadım bir türlü
Çakılmış köşesine
Alınmıyor alınmıyor
Babamın bakışları
Kırılmıyor da
Yerlere de düşmüyor
Orada
Duruyor hava gibi
Taşınmıyor anne
Babamın bakışları
Taşınmıyor

Desinler boşuboşuna
Güle güle
 
Özdemir Asaf



TopOfBlogs

13 Haziran 2011 Pazartesi

Bunun adi mutluluk


En son dolce far niente demistim..bu tatli tembelligi, keyifli bir tatile dönüstürüp, her mayis ayinda oldugu gibi, bence dünyanin en güzel yeri, tanrilarin yasam yerindeydim, Ege’de. Evet, tanrilar bosuna Ege’de yasamamislar, burayi evrenin en güzel, en canli yeri yapmamislar bence. Onlara güc, ask, ilham, yaraticilik, huzur veren hersey Ege’nin topraklarinda ve denizinde gizli yatiyormus belli ki. Ege’ye yaklasir yaklasmaz benim icimi huzur kaplar hemen, basimi derhal arabanin camindan cikarir, mis gibi kekik kokularini duymak isterim. Karadenizin, Akdenizin yesilligiyle boy ölcüsemez tabii Ege, ama ben onun tam da bu maki dokusunu severim zaten, gümüs renkli zeytin agaclarini, selvilerini ve özellikle her taraftan kendi basina renk cümbüsü icinde acan begonvillerini, zakkumlarini, mercanlarini, katirtirnaklarini, itirlarini… Su an issiz, tatil akininin daha baslamadigi Cesme, Alacati, Bodrum sokaklarinda, yollarinda henüz oradalar tanrilar, havanin kokusunda, denizin huzurlu durgunlugunda, dalgasinda, zeytinlerin hisirtisinda hissediliyorlar, ama az kaldi, 1 hafta sonra, eylül ortasina kadar gizli korunaklarina cekilecek ortadan kaybolacaklar. Onlarla tatil yapmak istiyorsaniz, mayis ayinda olmalisiniz Ege’de.
Iste bu dekorun üzerine bir de dostlarla gecirilen mutlu günler, saatler var. Bunun adi mutluluk. Gönlümde yattigi halde, vaktin kisaligi ne yazik ki, tüm dostlari görmeye elvermedi. 
raki balik ve sohbet...

Senem, cocukluk arkadasim, sirdasim, dostum..ve onunla yeniden seneler sonra, basbasa gecirilen mutlu 3 gün Bodrum’da. Ne keyif! Hazirladigimiz, raki balik sofralari, - her ne kadar ben yorgunluktan ikinci kadehde uyku durumuna gectiysemde - , yaptigimiz doga kesifleri, pazar keyifleri, gün batimlari ve her durumda bitmek bilmez sohbetlerimiz… ne harika bir duygu, bir süreligine tüm sorumluluklari isleri bir tarafa birakip özgürce tadini cikarmak anin...

keyifli bir gün batimi Turgutreis'de

Senem’in bana tanittigi, Ortakent pazari, Karakuyu meydaninda kurulu Garaguy’u ben de sizlere tanitmak isterim. Pazarin curcunasinin icinde bir vaha gibi, Garaguy. Sirf bu keyfi tatmak icin, Ortakent pazarina gidin, keyifli alisverisinizi yapin ve aciktiginzda veya soguk birseyler icmek icin sonunda mutlaka Garaguy’a ugrayin. Biz öyle yaptik. Asil amac Garaguy’du…

Garaguy'da nefis yaprak sarma ve cacik..


sonrasinda ikram edilen harika visne likörü

Garaguy kizlari (projede yer alanlar kendilerini böyle adlandiriyor), geleneklerin, geleneksel lezzetlerin, el işlerinin sürdürülmesi adına bir projeyi gerceklestiriyorlar ve geleneksel ev yemekleri yaninda ev yapimi limonata, ayran, cam sise suyunu (burda plastik sisede satilan, dogal olmayan birsey bulunmuyor ) Ortakent Çarşamba pazarının orta yerinde, geleneksel ve günceli zarifce biraraya getirdikleri keyifli mekanlari, yöresel adiyla Garaguy’da (Karakuyu) sunuyorlar.  Dükkan bölümünde el yapimi havlular, el isleri, canlar, ev yapimi eristeleri satin almaniz mümkün. Bu kadar zevkli ve gönülden bu ise el atmis Garaguy Kizlar’inin ellerine emeklerine saglik…

Garaguy resimleri icin tiklayin… (anlar sayfasinda)

Keyifliydi Bodrum ve arkasindan Cesme de… Dedigim gibi en keyifli zamanlari simdi, Cesmeden de anlatacaklarim var elbet… 
Ama mutlulugumu paylasacagim birkac resim, daha önce...

 Ciceklere doyamiyorum, her taraf ayri bir renk cümbüsü...


 Begonvillerin güzelligi, ama nar agaci hep favorim benim...

 Yemeye doyamadigimiz dutlar, ama ne yazik ki (!) yalniz degildik, bizim kadar onlara düskündü bu esek, hangimiz daha cok yedik bilemiyorum...dünya tatlisi bir seydi bu...




 ve huzur...Akyarlar, Karaincir kumsali


TopOfBlogs