26 Mayıs 2012 Cumartesi

Haftasonu dilegi

 
 
Bugün cafenin konuklari Beatles…
  „ Ve, sonunda..aldiginiz askla verdiginiz ask esitlenir“ Paul McCartney

Ask, sevgi dolu olsun haftasonunuz

 
Altmışdört Yaşımda

Bundan yıllar sonra
Saçlarim dökülmeye başladığında
Sevgililer günü ya da doğumgünüm için
Bir kart atıyor olacak mısın hala ?

Eğer üçe çeyrek kalıncaya kadar dışarda kalırsam
Kapıyı kilitler miydin ?
Hala bana ihtiyacın olacak mı ?
Hala beni besleyecek misin,ben altmışdört yaşımdayken ?

Sen de yaşlanmış olacaksın
Ve eğer aynı şeyi sen söyleseydin
Seninle kalırdım

Elektrikçi olur sigortanı onarırdım
Elektriğin kesildiğinde
Sen de şömine başında kazak örerdin
Pazar sabahları ata binmeye giderdik

Her yaz bir yazlık kiralardık
Isle of Wight 'ta,kirası uygunsa
İdare ederdik,daha az harcayip
Dizlerimizdeki torunlarımızla
Vera Chuck ve Dave

Bana bir kart yolla,bir iki satır karala
Kendi açından bir şeyleri
Kesin söyle,ima ettiklerini
Dök içini;ama samimi ol

Bana cevabını ver,formumu doldur
Ebediyen
Hala bana ihtiyacın olacak mı ?
Hala beni besleyecek misin,ben altmışdört yaşımdayken ?




 
Dayatmalarda Kaybolus bana bir mimle soru yöneltmisti …Evlilik gerekli midir ?
Bunun cevabi herkesin kendi yasadigi sosyolojik, kültürel, ailevi, kisisel durum ve duruslara göre degiskenlik tasir. Kim kendini nasil mutlu hissediyorsa, birbirine olan bagini hangi  tarzda tasimak istiyorsa o dogrudur. 

Ama aslolan asktir…aslolan sevgidir, birbirinin üzerine titremektir, iste bu sarkidaki gibi seneler sonrasinda birbirinden hala ayni ilgiyi, sevgiyi sefkati dostlugu beklemek ve bulmaktir…gerisi teferruattir...

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Cehalet aleviyle savas...

Viyana'nin masal gecelerini anlatmistim bir süre önce.. Prensler prensesler arabalari balkabagina dönüsmeden, soguk subat ayinda evlerine cekildikten sonra, baharin coskusuna, rengine ve atesine uygun bambaska bir balo kutlanir Mayista Viyana’da.


Acilis - Life Ball Sarkisi söyleniyor




Life Ball – Yasam Balosu

Life Ball, Viyana’nin Balolar takvimine girmekle beraber, HIV virüsü tasiyan ve AIDS hastalarina yardim amacli düzenlenen, Avrupanin en büyük hayir organizasyonudur. 

 
Bu sene 20. jübile yilini gerceklestiren, her sene Avusturya devlet televizyonu ORF tarafindan ilk 2 saatlik acilisi canli olarak verilen ve dünya üzerinde 60 TV kanali, 500 e yakin basin temsilcisi tarafindan izlenen ünü Avusturya sinirlarini coktan asmis olan ve her sene dünyanin ünlü starlari, modacilari, eglence dünyasinin ileri gelen isimleriyle Viyana’nin en cilgin, en renkli ve en basarili (2011 de yardim amacli toplanan para 2 milyon Euroya yakin!)  „balo“nun mimari ise Gery Keszler.

Liseyi bitirdikten sonra dünyayi dolasmaya cikip, Avusturalya’da sirkte ascilik yapip, daha sonra uzak doguyu gezen ve sonunda gene Avusturya’ya dönüp makyaj egitimi alan Keszler, bir süre sonra Paris’e yerlesir. Burada dünyaca ünlü Vogue, Dépêche Mode, Marie Claire gibi dergilerde ve  Thierry Mugler, Vivienne Westwood, Jean-Paul Gaultier gibi tasarimcilarla calisma imkani bulur.

1992 de daha sonra gene Aids yüzünden kaybettigi arkadasi Dr. Torgom Petrosian ile AIDS li hastalara yardim saglamak amacli bir AIDS vakfi kurarlar.

1993 de kafasinda Life Ball’in ilk tohumlari yeserir ve bu projesini zamanin Viyana belediye baskani Helmut Zilk (Viyanalilarin gönlüne taht kurmus olan belediye baskanlari) ile paylasir Keszler ve bu organizasyonun, Viyananin meshur balolarindan birisi olmasi istedigini ve de Rathaus’da (Belediye Binasi –ki bu binayla ilgili daha önce de yazmistim) gerceklestirmek istedigini söyler, zira Rathaus’un görkemli tarihi  binasinin gercek bir sembolik gücü olacaktir bu kiskirtici, heyecan verici ve göz kamastirici baloda. Zilk projeyi cok dogru bulur ve destekler. Bosuna sevmedi O’nu Viyanalilar…

Rathaus - Belediye Sarayi önünde kurulan dev sahnede acilis

Ve 1993 te ilk balo verilir, o zaman sponsor sadece Viyana sehri belediyesi ve iki yan sponsordür, ilk davetliler gecikirler hatta, korkar Keszler… basarisiz mi olacaktir bütün girisim.. Tam tersine, iste bugün 20. senesi kutlanan bu balonun sayisiz sponsörünün yani sira bir cok ünlü isim, firma tamamen yardim amacli hic bir karsilik beklemeden destek veriyor. Bu balodan saglanan gelir, kâr amaci gütmeyen yardim kuruluslarina, paranin gidecegi yer iyice arastirildiktan sonra dagitiliyor.
Aids Life vakfinin amaci, HIV/AIDS üzerine insanlari bilgilendirmek, egitmek, korumak ve hasta olanlara yardim saglamak, dünya üzerinde Aids hastaliginin sanilanin aksine sadece %5 inin homoseksüellerde %95 in ise heteroseksüllerde ve cocuk-yasli, kadin-erkek (ki kadinlarda daha cok) herkeste görülebilecegini, nasil korunmak gerektigini anlatabilmek. Zaten acilis sirasindaki tüm eglencelerin yani sira, AIDS üzerine, hayat üzerine de konusmalar yapiliyor cesitli sanatcilar tarafindan.

Balonun nasil ve neden bu kadar cilgin ve renkli olduguna gelince..
Öyle bir kitle var ki, 20 yildir bu balonun kalbi olan..en atesli taraftarlari. Yaraticilik konusunda sinir tanimayan, aslinda cogu kisinin icinde yatan ama bazen disavurumu güc olan rengârenkligi aciga cikaran kimi fantastik, isiltili, kimi kiskirtici ve hatta korkunc denebilecek kiyafetler, maskeler, makyajlarla bu baloyu senlendiren avantgard kesim.. Onlar ayni zamanda Life Ball’in mesajcilari; onlarin slogani „Tolerans“… „Baska olan“ i hor görmek yerine hosgörülü olmak, birbirini kabul etmek…









Bu sene 19 Mayis’ta 20.si kutlanan balo, "Fight the Flames of Ignorance“ (bilgisizlik aleviyle savas) slogani ile muhtesem bir acilis yapti. Her sene bir önceki senenin önüne gecen, 2009 da 4 temel element olarak baslayan bu sene „Ates“ temasiyla tamamlanan ve tüm kiyafetlere de damgasini vuran göz kamastiran bir gösteriydi.

Acilis, bu sene ilk defa, Chopin’in A-Dur Polonezi orjinal sekliyle yani orkestra olmadan piyano ile calinarak yapildi. Ama Rathaus binasinin önüne kurulu, kirmizi  kurdele (AIDS amblemi) seklindeki devasa sahne üzerinde yan yana siralanmis 20 siyah kuyruklu  Steinway piyano ile…ve 21. kuyruklu daha da bir özel olan meshur Steinway D-274 ve tuslarinda da hayati filme (Shine - Geoffrey Rush) konu olan ünlü Avusturalyali piyanist David Helfgott
Avusturya Steinway isbirligi ile yapilan bu 20 piyanonun hepsi bir altin plaket ile ünlü bir sanatcinin imzasini tasiyor ve balo sonrasi satisa sunulacak, geliri ise Aids vakfina..

Sahneyi isiklandiran dev kristal avize Güc ve Umut’u sembolize ediyor „ Crystal of Hope“… 2005 ten beri vakif, HIV/AIDS ile mücadele eden bir organizasyonu finansiyel olarak da destekliyor ve Swarowski tarafindan gerceklestirilen 100.000 Euro degerindeki bu avize de bu amaca hizmet ediyor. 2012 nin Kristal Umut’u ise Bobi Bear* projesine gidiyor.

Ve tekrar „Show“a dönersek, her sene geleneksel olarak yapilan bir de defile var,  Bu senenin kreasyonunu gecmisten gelecege adi altinda retrospektif bir defileyle, moda dünyasinin ünlü ismi, italyan Vogue dergisinin sef editörü Milanolu Franca Sozzani hazirladi, sunmak da Alek Wek, Tatjana Patitz, Karolina Kurkova, Eva Padberg, Lydia Hearst, Diana Gärtner, Paulina Porizkova, Aimee Mullins, Tereza Maxova, Kiera Chaplin, Adriana Karembeu, Eva Riccobono Shaun Ross’a düstü…
Balo kartlarinin sayisi 3780 ile sinirli.. Baloya extravagant stilleriyle katilacak olanlar, balo kartlarini yari fiyatina aliyorlar, bunlara Style Tickets deniyor. Ama o senenin sloganina uygun „dresscode“a göre giyinmeleri gerekiyor. Ve daha sonra macenta hali üzerinde diger ünlülerle birlikte yürüyebiliyorlar.


Davetliler arasinda Sean Penn, Clinton

Naomi ve Banderas


Güzel Mila...sarki da söyledi acilista


Operetten pop müzige, karnaval havasindaki 2 saat üzeri bir acilistan sonra, davetliler Rathaus’un görkemli salonlarinda sabahin erken saatlerine kadar dansetmek üzere sahneden ve sahne etrafina kurulmus localarindan ayrilip iceri giriyorlar. Ama acilis showu Belediye Sarayinin önüne kurulu dev sahnede gerceklesip ve ayni zamanda dev perdelerle de verildigi icin, Rathaus'un hatiri sayilir büyüklükteki bahcesini dolduran 45 bine yakin seyirci icin ücret ödemeden izledikleri gercek bir görsel sölen oluyor.

ve gecenin asil mimari..Gery Keszler

Fakat tekrar hatirlatmakta yarar var, her ne kadar cilginca eglenilen farkli bir balo olsa da, bu sene acilis konusmasini yapan Belediye baskani Häupl’in da dedigi gibi; „Bu sadece bir eglence degil“…
2008 de vefat eden belediye bask. Helmut Zilk'in esi, Avusturyanin cok sevilen sanatcisi Dagmar Kollar
 Goga Eschkanazi ve Eva Cavalli





Bütün bunlarin yani sira, Viyana Belediyesi de bir alkisi hakediyor; bu baloya cömert arka cikisi, belediye binasini sunarak gösterdigi sosyal sorumluluk, dünyaya aciklik ve „tolerans“i nedeniyle… Zira bu Aids balosu, dünya capinda tek ve ilk yer bir politik binada gerceklesen…

Bobi Bear projesinin kurucusu Jackie Branfield
*Bobi Bear; Güney Afrika’da Kwa-Zulu bölgesinde her dört kizdan biri 16 yasina gelmeden tecavüze ugruyor. Tahminen yetiskinlerin %51i (17-45 yas arasi) HIV pozitif ve tecavüz de bu gruplarin icinden oluyor. Bobi Bear operasyonu, cinsel tacize ugramis cocuklarin korunmasi ve onlarin yeniden ruh ve beden sagliklarina kavusmasi ile ilgileniyor. Bu projenin kurucusu Jackie Branfield, tecavüze ugramis kücük kizlarin konusmaktan cekinmeleri üzerine, iletisimi kolaylastirmak icin, teddy bear – oyuncak ayi projesini hayata geciriyor. Cocuklar yasadiklarini bu ayiya anlatiyor, ciziyor veya yaziyorlar..bu arada bu vesileyle suclulara da ulasmak kolaylasiyor, mahkeme de de gecerli kabul görüyor. Ve ayni zamanda bu proje öyle basariya ulasiyor ki, ayda 4000 cocuga yardim götürmeye basliyorlar



Jon Secada ve Deborah Cox düeti..Still I rise..


18 Mayıs 2012 Cuma

Yer Gök 19 Mayis

"Her şeye rağmen muhakkak bir ışığa doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletimin hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlikları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir." Mustafa Kemal Atatürk 


19 mayis törenlerini baska türlü sevmisimdir, cogu zaman gözyaslarima hakim olamadan izlemisimdir o en önde elinde bayrak dimdik, gözleri isil isil yürüyen gencleri, ne büyük bir gururla tasinir o güzelim bayrak, kalbim karsi koyamadigim bambaska bir heyecanla carpmistir o günlerde, yüzlerce piril piril gencin, gencligin tüm canliligini, dinamizmini sergileyen hareketlerini izlerken… Kimbilir belki de farkli bir neslin cocuklariydik biz, bizim ana babalarimiz devrime dogan cocuklardi, bayram o zamanlar hafta sonuna baglanan bir tatil günü degildi, sebeb degildi henüz 3 günlük sehir disina kacilacak tatiller icin… anlamiyla kutlanirdi, cocuklarin, genclerin bogazlari yirtilarak gözlerinden yaslar akarak cikardi cumhuriyet dizeleri agizlardan, sanki kurtulus savasini biz vermiscesine duygulanirdik o bayramlarda.

Sonra, hic birimizin farkina varmadigi bir sekilde usul usul bizi biz yapan degerlerimizin, inanclarimizin ici bosaltilmaya baslandi… Deger yargilari hizla yön degistirmeye basladi. Ne milli bayramlarimiz ne dini bayramlarimiz bir zamanlar bizi biraraya getiren, birarada tutan, güclü kilan günler degildi artik, ici bosalmisti. Artik herkes birbirini kisa bir sms le hatirliyordu. Ama is sadece birbirini hatirlamakla kalsa iyiydi de… is en büyük hazinelerimizden cumhuriyeti hatirlamaya gelince, daha da aciydi…eskiden, hala kalbi devrim atesiyle carpan, cumhuriyetin bekcileri dedigi cocuklarini, genc nesli görmek icin stadyumlari dolduran, yol kenarlarinda ellerinde bayraklarla tören komitesini bekleyen heyecanli anne babalar artik kiyi sehirlerimizdeki pansiyon ve otelleri dolduruyordu.

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Cennet annelerin ayaklari altindadir

Benim annem hic sevmez anneler gününü, her seferinde önceden tembihler „sakin benim icin bir sey yapmayin“ diye..“Annelik her gündür, öyle özel günlere ihtiyaci yoktur, heran yasanir, her hangi bir zamandaki bir cift güzel söz, mutlu bir gülüs her zaman en güzel hediyedir“ diye düsünür. Cok da haklidir üstelik, aman o gün anneme hediye veriyim diye hediye kosusturmasinin icinde yer almaktansa, gönlümden gecen her gün anneme elimde ciceklerle gitmeyi tercih ederim. Sikca biraraya gelebilme sansina sahip oldugumuz icinde, bize dayatilan zamanda degil canimizin her istediginde bulusur keyifle yer iceriz.

Cennet annelerin ayaklari altindadir

Ne dogrudur…dogruya, iyiye ve güzele ulasmanin yolu annenin ögretisinden, bilgeliginden ve onu dinlemekten, anlamaktan, ögretilerine saygi duymaktan gecer.

11 Mayıs 2012 Cuma

Gercekler aci mi tatli mi?

Söz verip yapamadigim zaman cok rahatsiz olurum, aradan gecen zaman da bu rahatsizligimi giderrmez, icimde bir yerde o duygu beni devamli dürtükler durur, bak hala yapmadin diye, bazen aradan öyle cok zaman gecer ki karsimdaki aldigi sözü unutur ama ben hala yapamamis olmanin huzursuzlugunu tasirim.

Mesela mimler, bir türlü yerine getiremedigim. Ama Deeptone’nun gecenlerde bana da layik gördügü "cok yönlü blogger ödülünü" bir kuru tesekkürle almak artik hic olmazdi… hakkimdaki 7 gercegi huzurlarinizda ifsa etmem gerekiyordu…

Evet aslinda girizgah kisminda ilk gercegi acik ettim, bazen böyle ufak sözler veririm ve tutamam, üstelik bu durumdan hic hoslanmamama ragmen basima gelir…

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Viyana'da bir ögle vakti

Yasadiginiz sehri en iyi tanimanin yollarindan biri de rehberlik yapmak..Cogumuz icin gecerlidir, icinde yasadigimiz sehri bir yabanci geldigi vakit her defasinda yeniden kesfeder gibi onunla gezer, daha sonralara erteledigimiz bir sürü yere onlarla gideriz. Ben de bu yüzden severim, misafir gezdirmeyi, her seferinde ben de yeniden turist olurum onlarla. Belki de serde rehberlik olmasindan ileri geliyor bu, llk turizme basladigim yillarda cok severek yaptigim isimin ben de biraktigi bir miras da olabilir bu sevgi ve gittigim yerleri arastirip ögrenme arzusu…

Dün sevgili misafirlerimizle cok keyifli bir Viyana turu yaptik. 1 günlük Viyana turuna sigdirdiklarimiz daha uzun olabilirdi ama Naschmarkt „Umar“’da epeyce bir oturup kaldiktan sonra ancak aksam yemegi icin kalkabildik…
Fakat söyle bir bakiyorum da Viyana diye gezdirirken, yenilip icilmek üzere oturdugumuz yerlerin yarisi Türklere aitti…yalniz bu sizi yaniltmasin, kebab, döner standlarinden bahsetmiyorum. Türkler gastronomik olarak Viyana’ya yeme icme kültüründe cok sey kattilar ve cok basarililar. 

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Dünya bir cennet aslinda...




Su yasadigimiz dünya, cennetin ta kendisi aslinda, bakmayi, görebilmeyi bildigimiz sürece. Dünyanin her yeri kendine özel cennet köselerle dolu. Avusturya, bu köselerden fazlasiyla nasibini almis bir ülke, ama onun baska bir sansi daha var. Ne basa gelenler, yüzyillardir herkesin huzur ve keyif aldigi bu yerleri 3 kurusa birilerine peskes cekip, üzerlerine birbirinden bicimsiz binalari dikiyor, ne de yasayanlari „benden sonra tufan“ deyip ortaligi mahvedip gidiyor. Dogaya, cevreye ve yasama saygi, insan gibi yasamaya saygi ve insanlarin birbirinin yasamina duydugu saygi ve bu bilinc yüzyillar öncesinden oturdugu icin, herkes aslinda gözü gibi kolluyor bu tip yerleri, bozmak bir yana hep daha iyiye götürmeye bakiliyor. Sahip olduklari cenneti korumayi cok iyi biliyorlar, insanin kalbi sizliyor kendi ülkesinin güzellikleri bir bir yok edilirken..

Gecen hafta, hava tam bahar ve bu haliyle asiri derecede cikip dolasmaya tesvik edici. Biz de, sevgili misafirimizin isi dolayisiyla Salzburg yakinlarindaki is gezisini derhal bir gezi planina cevirip kendimizi  Salzburg yakinlarinda göller bölgesine attik.

29 Nisan 2012 Pazar

Piknigin mutlulukla bir ilgisi olmali

Aslinda benim zamanimin degil, annelerimizin zamani olan bir filmdir „Picnic“..ama o zamanlarin siyah beyaz televizyonunda, siyah beyaz sinemanin filmleri oynardi ancak, annelerimizn „ah bu ne güzel filmdir“ dedikleri kendi genclik yillari filmlerini biz de kendi yeni yetme yillarimizda seyrettik. "Piknik" de onlardan biridir, beni cok etkileyen..o piknik sahnesi, elbiseler, ask..hala hatirimdadir, bu filmin etkisi ne kadar büyük bilemiyorum, ama taa o zamanlardan beri büyülüdür piknik benim icin hep.

Sanirim bu sadece benim icin degil, coluk cocuk, genc, yetiskin herkes icin gecerli. Büyüsü, baharin tazeliginde ve disari cagiran sarkisinda mi, cimenlerin, topragin üzerine yalinayak sere serpe yayilmanin dayanilmaz hafifliginde mi yoksa aciktiran acik havanin, basi döndüren oksijenin etkisiyle ikide bir el atilan leziz piknik sepetinde mi? Belki de hepsinin bütününde..hazirligindan bitisine dek ayri bir seremonisi olan piknik güzel bahar günlerinin en güzel etkinliklerinden.


Mutlu bir pazar dilegi


 "Geriye dönüp bakmaktan kacinirim. Pismanliklar yerine, güzel anilari tercih ederim." Grace Kelly.

Bahar dallari, bahar günesi dolsun pazariniza..mutlu pazarlar

17 Nisan 2012 Salı

Mutluluk rejimi adi

Benim bugüne kadar diyetle hic bir ilgim olmadi, o yüzden diyet konularina hep yabanci kalmistim, cocuklugumdan beri sanirim hizli calisan bir metobolizmam var, hamileliklerim dahil hic kilo sorunum olmadi, hatta hatirlarim genc kizlik dönemimde, etrafimda diyet konulari konusulurken kiskanir, ah keske birgün ben de dahil olsam bu konulara derdim (neden kiskanmissam artik bilemiyorum iste)

Ama saglikli beslenmek konusunda; hep dedigim gibi zaten en basta annem sayesinde baska bir yasam bicimi secme sansimiz olmadigindan, yanlis yollara dahi sapsak, bastan cikarici seylere elimizi de uzatsak, dünyanin bir ucundan bir gözetleyenimiz oldugunu bilmenin telasi icinde titrer ve kendimize dönerdik. Saka bir yana, evet saglikli beslenmeye, saglikli yasamaya önem verdim ama son zamanlarda daha da bir önem verir oldum, evdekiler zaten telas icinde bir sonraki yasak acaba ne olacak diye. Sanmayin ki cikolataya dondurmaya burun kiviriyorum, muhtesem hamur islerine i-ih ben kullanmiyorum diyorum, hepsine deliriyorum.. Ama ev yapimi olmayan seyleri eve sokmamaya, mevsim meyva ve sebzesi tüketmeye azami dikkat gösteriyorum.

15 Nisan 2012 Pazar

Mutlu bir pazar dilegi


 
Yagmurlu da olsa, bu baharin cilvesi..herkese bahar gibi renkli, civil civil, mis gibi bir Pazar diliyorum.

 O zaman bir de bahara dair;
 
Bahar Gelme Üstüme

Bahar, yalvarırım çek git işine!..
Salma üstüme çiçeklerini,
...aklımı çelme!..
Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde; sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor.
Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek...
Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem...
Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek...
Yapma bunu bana bahar,
Böyle üstüme gelme...!
     
* * *

14 Nisan 2012 Cumartesi

Farkindaliklar

Kayiplar ve Farkindaliklar arasinda siki bir bag var. Sanki mutlulugun recetesi bu baglamda daha bir net ortaya cikiyor. 


2 Nisan 2012 Pazartesi

Bazen özlem düşer gönüle


MARİFET

Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse
Güzel kokmak
Kekik misali
Lavanta çiçeği misali
Fesleğen misali
Itır misali
İsâ misali
Yunus misali
Tonguç misali
Nâzım misali

Bedri Rahmi Eyüboglu

18 Mart 2012 Pazar

Mutlu bir pazar dilegi

Annemin güzel postasi geldi sabah, tam taze bahara, yenilenen  hayata uygun… Yazdigi, besteledigi onlarca sarki dünyanin en güzel sarkilari arasinda yer alan, Violeta Parra’nin yumusacik sesinden,  Hayata tesekkür… (daha sonralari Mercedes Sosa, Joan Baez basta olmak üzere cok kisi tarafindan seslendirilip yorumlanan, kendi sarkisidir) 
 Herkese bahar dolu, sicacik bir Pazar dilerim.




17 Mart 2012 Cumartesi

Uzun ince bir yol


Hergün gecip gittiginiz yolda, birden o ana kadar dikkatinizi cekmemis birsey bir anda ilk kez yolunuza cikmiscasina dikiliverir karsiniza. Sasirir bakarsiniz, gercekten ilk defa farkettiginize hayret ederek… Algida secicilik derler hani buna psikolojide, o an ki, beklenti, gereksinim ve ilgi alanimiza göre degisen. Bazen bilinclidir bu secim, bazen de ic dünyamiz oyun oynar, bilinc altimiz alir kumandayi eline.


Birincisi, ikincisi ve de ücüncü de düstü cemrenin, sirasiyla havaya, suya ve de topraga…o dirilten, yasama döndüren kor ates düstü doganin gönlüne.

Iste bu zamanlarda,  şu olur olmadik konusan „seytan diyor ki“ var ya, gene basladi baharin gelisiyle daha cok konusmaya, „ne isin var buralarda, ege ne güzeldir simdi, birak herseyi yüzüstü, bas git“. Onunla bir dialoga girmemek, biraz sus payi vermek icin attim kendimi disari, tamamen ayaklarim nasil götürüyorsa öyle bir yol tutturdum. Seytani dinlemekten cok, son zamanlarin üstümde biriktirdigi sikintiyi atmaya, aslinda kendimle konusmaya ihtiyacim vardi. Baharin sihirli ellerini hissetmeye ihtiyacim vardi.