sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2013 Cumartesi

Günlerin hep bahar olsun, Bahar Ülkesi'nde...


Tanrıların dağı’nda Sarıkız’ın cennetinde yaşayan biri, nasıl ölüme inanabilir ki…
O sadece, cennetinde bahar ülkesine geçiş yaptı kendi deyimiyle…

" Bakın en çabuk Türkiye´de gömerler ölüyü.. .Ben ölüme inanmıyorum. Belki bahar ülkesine açılan kapıdır. Hepimiz bu kapıdan geçeceğiz...Nedir ki bu dünya? Daha bunu bile doğru dürüst yanıtlayamıyoruz ki , ölümün yok oluş olduğunu nereden bileceğiz? Şamanların yaptığı gibi. ölünce mezarıma iki şişe şarap, sevdiğim filmleri ve bitiremediğim kitaplarımı koysunlar. O yolculukta onları bitireyim"

„Sende gitmişin bir köyde kendine saray yaptırmışsın, orada oturuyorsun” diyen çıkıyor. 76 yasındayım, evet öyle oturacağım. Senin de öyle oturmanı istiyorum. O boktan beton binanın içinde değil o yöreye uygun yapılmış, taş ya da kerpiç bir mimari içinde oturmanı istiyorum. Şenlik yapıyorum. Köylüden biri diyor ki; “Gendi gendini meşhur etmek için yapıyo bunları”. Ben halbuki Ferhan Şensoy’u getiriyorum tiyatro oynuyor. Cihat Aşkın gelip keman çalıyor, Sibel Köse caz yapıyor, Neşet Ertaş türküler söylüyor. Birlikte yaşamasını öğrenmeliyiz. Yaptığım toplantıları Sarıkız Abla için yapıyorum. Sarıkız kimdir? Hz. Ali’nin kızıdır. Peygamber efendimiz ‘iki oğlum, Hasan’la Hüseyin, şimdi bu kızı kıskanırlar’ diye verir Selman-ı Farisi’ye, “Al bu kızı Kaz Dağı’na götür” der. Kız 15-16 yasına gelince Selman-ı Farisi aşık olur kıza, “Allah’im beni bir gece olsun gençleştir” der ve hep birlikte gökyüzüne akarlar. O gün bugün Sarıkız dağın anasıdır. Ondan önce Kibele Ana vardı, dağın anasıydı.  Aeneaş Akhilleus’tan,  kaçarken “Dağın anasını da beraberimde götürdüm, o beni kurtardı” der. “Onun ağaçlarıyla gemimi yaptım, o medeniyeti Roma’ya götürdüm, Ana’mı da yanıma aldım”.
O ananın yerine Orta Asya’dan gelen Yörükler Sarıkız Abla’yı yanlarında getirdiler eskiden İda, şimdi Kaz  Dağlarına. Ve o Ana bereket yağdırdı.
Şimdi o bereketi kesiyorlar, siyanürle altın arıyorlar, Dağın Ana’sını ağlatmaya çalışıyorlar.“

Belki Sarıkız’la birlikte göklerdeki cennetden, baharin ülkesinden elele kurtarırsınız yeryüzü cennetini, cehennem zebanilerinin elinden… 
Günlerin hep bahar olsun cennetde....



26 Ağustos 2012 Pazar

Müşfik Kenter’i dinliyorum gözlerim kapali


Bazi insanlar vardir, hayatiniz onlarla kesistigi icin kendinizi baska türlü ayricalikli ve onurlandirilmis hissedersiniz, kayiplarinin acisi kelimelere dökülemez bazi insanlarin… Onlari kelimelere dökerek de anlatamazsiniz, bir baslarina cokturlar, o kadar cokturlar ki sizin kelimeleriniz yetmez ifade etmeye…Bazen hic bir sey diyememek de cok sey demektir…

Bugün sayfami cok sevgili dostum Rengin Uz’un yazisina ayirmak istiyorum, O cok özel insan, Müsfik bey ancak duygularla, O’nun karsisindakilere gecirdigi müthis duygulari anlatarak ifade edilebilirdi… Benim duygularim, hissettiklerim onun yazisinda,cümlelerinde...
Bundan sonrasi Rengin Uz’a ait…yeniden ellerine saglik Rengin’cigim…


23 Şubat 2012 Perşembe

"Öpücük"


19.yy ile 20 yy arasindaki gecis dönemi sayilan 30 senelik zaman dilimi Avrupa’da „Belle Epoque“ olarak anilir. Zira son derece dinamik ve inanilmaz derecede kültür ve sanat alaninda atilimlarin yapildigi tartisildigi, tabularin yikildigi bir dönemdir. 1900 lerin basinda, 2 milyonluk nüfusu ile dünyanin 5. büyük sehri ve orta Avrupa’nin da kültür merkezi olan Viyana edebiyat, resim, mimari, müzik ve felsefede büyük adimlar atar. Viyana’nin Belle Epouqe’unda kimler yoktur ki; Sigmund Freud, Otto Wagner,Josef Hoffman, Mahler, Schönberg, Wittgenstein, ...ve hic tartismasiz döneminin en iyi temsilcisi ve büyüleyici ressami Gustav Klimt..

Viyana bu sene efsanevi ressami Klimt’in 150.yasini kutluyor, 2012 yi tamamen ona atfederek…

11 Ekim 2011 Salı

Sanat’a adanmis bir ömür



Özeldir kizlarinin hayatinda babalari, belki de hayatlarinda hic kimse tarafindan böylesine karsiliksiz simartilmadiklari icin.. Simartilmak sadece el bebek gül bebek büyütülmek degildir, ayricalikli oldugunuzun hissettirilmesidir aslinda, babamin hala „prensesi“ olmam gibi mesela… 

Biz babamizi cok fazla görerek büyümedik, cünkü hep isi vardi, birlikte tatillerimiz olamadi fazla... isi dolayisiyla.. Geceleri evde degildi, aksamlari herkesin babasi eve gelirken, benim babam ise giderdi, yaz aylarinda aileler birlikte tatile cikarken, benim babam sehir disinda olurdu. Biz büyüyünce cocuklarin gözünden bakmayi unutuyoruz, halbuki onlar bir yetiskinden cok daha fazla derine bakabiliyorlar kendi , bizim henüz kücük sandigimiz dünyalarinda..Ben de simdi geriye baktigim zaman hatirliyorum da; cok da dert etmezdim bu durumu, bilirdim ki o asik oldugu isi yapiyor, tiyatroyu… o yüzden geceleri evde olamiyacak, yazlari ise turnelerde olucak.. eve geldiginde de prensesim diye beni burnumun ucundan öpücek..


13 Mart 2011 Pazar

Renklerin Efendisi

Künstlerhaus

WIKAM (Wiener Internationale Kunst und Antiquitäten Messe) Uluslararasi Viyana  Sanat ve Antika Fuari, bu sene 15.yildönümü sergisini gerceklestiriyor Künstlerhaus’da. (12.03 – 20.03.2011) 40 ünlü sanat taciri / uzmaninin 25 kisilik jüriye sundugu tavsiyeler arasindan secilen eserler; Klimt, Schiele, Nitsch ve Muehl’den cagdas ressamlara, Jugendstil mücevherlerden, antik halilara porselenlere kadar genis bir yelpazede bulusturuyor sanat ve antika düskünlerini.