14 Temmuz 2012 Cumartesi

Hayati, yemegi ve aski sev...

Seneler önce, Viyana’ya  ilk, üniversite icin geldigim zamanlardi, o zamanlardan hatirladigim Viyana, her ne kadar o günün Istanbul’undan ileri diyecegimiz bir standartta olmasina ragmen neticede bir akdeniz memleketi degildi. Evet o zamanlar Türkiye’de zor bulunan cogu sey mevcuttu belki ama Akdeniz eksikti…
Aradan yillar gecti, iste o zamanlar okumaya gelip bu ülkede kalmis olanlar, zamaninda buraya gelen ana babalarin burda dogan cocuklari bu ülkeye Akdenizi, Akdeniz’in tadini tuzunu, sicakligini getirdiler…
Avusturyalilar burunlarinin dibi Italya, Hirvatistan olmasina ragmen, günesi, meyvayi, sebzeyi, baligi  büyük ölcüde, Türkler -hem de cok basarili olan Türkler- sayesinde tanidi, ögrendi, sevdi ve hayatlarinin  bir parcasi yaptilar.

Buradaki o basarili Türkler, Türkiye’nin en degerli turizm elcileri. Onlarin sayesinde, hala daha bizleri taninamis olan Avrupalilar, tanistiklari „Türkiye“ ile saskinliga ve hazirliksiz yakalandiklari bir hayranliga düsüyorlar. Avrupalinin kafasina kazinmis, alistiklari ve inatla da inanmak istedikleri „Türk“ imajini yikmayi  biz en cok da onlara borcluyuz.


Iste o cok degerli turizm elcilerinden birini tanitmak istiyorum ben bugün size, Viyana’ya baligi bir baska türlü ögreten sevdiren, sadece baligi mi, balik sofrasinin sadece yemek yemekten ibaret olmadigini, renkli neseli sohbetlerin eslik etmedigi sofralarin yavanligini, Akdeniz usülü kurulup donatilan sofralarin keyfini ve en önemlisi  hayran oldugu ülkesini de ayni sekilde, müsterilerini bizzat elinden tutup Türkiye’ye getirip gezdirerek tanitan birini.

Viyana’nin kalbinin attigi yerler vardir, bunlarin en basinda, sehir merkezinden saltanatin yazlik sarayi Schönbrunn’a giden yolda, Tuna’nin kanalinin üzerindeki 2 km lik Pazar alaniyla Naschmarkt gelir.. Bu koca Pazar alaninin icinde, kendi kücük ama artik ünü Avusturya sinirlarini asmis, pazarin en renkli, en canli ve de keyifli lezzet dükkani "Umar Balik"in sahibi Erkan Umar tanitmak istedigim.

O da buraya okumak icin gelenlerden. 1996 da bir karar vermesi gerekiyor artik, ya tekrar ülkesine dönücek ya da artik kendi ülkesi gibi benimsedigi Avusturya’da kalicak. Kardesi ve eslerle beraber bir deneyelim bakalim su Viyana’da kalmayi diye cikiyorlar yola..Ondan sonrasi ise bugün söyledigi gibi „Her sey kismet isi“
Evet hakli belki kismet isi hersey ama, eger sen bu kismete aklinla,azminle, tutkunla, caliskanliginla ve en önemlisi kalbinle destek veriyorsan. Onun kismet dediginin arkasinda aslinda bunlar yatiyor.


Naschmarkt o tarihlerde bugünkü civiltisinda degil henüz, yani dünyanin her yerinden gelen tatlar, renkler kokular daha gercek anlamda standlari doldurup birbirine karismaya baslamamis, daha yeni yeni sekilleniyor hersey. Pazarda bir yer sahibi olma fikriyle gidiyor Pazar müdürlügüne. „Sen balikci ac“ diyorlar, yer gösteriyorlar ona, müdürlügün amaci, o zaman bir tarafinda 130 senelik gecmisi olan „Gruber Balikcilik“ ve giderek ünü artan bir zincir olan „Nordsee“nin bir tekellesmeye gitmemesi, arada ufaklar da olsun düsüncesi… Kücücük bir dükkan gösteriyorlar bu iki „dev“in arasinda. Onlar da ailece siviyorlar kollari, girisiyorlar hayatlarinin yeni meslegine…

Yandaki iki büyük balikci dükkaninin „umarsiz“ bakislari arasinda büyüyor „Umar“… sessizce, sadece islerine gönül vererek ve hic vazgecilmeyen bir caliskanlik ve titizlikle…

„Ben Istanbul cocuguyum, birak dünya baliklarini daha o zaman egenin baliklarini bile tanimazdim, bugün hala daha yeni bir sey ögreniyorum, istridyenin nasil güzel havyari oldugunu mesela“ diyor Erkan macerasini anlatirken. Eh, Istanbul cocugu, haliylen Istanbul’dan geliyor ilk baliklar da..Kalkan, uskumru, palamut..Viyanalilar ilk onlarla tanisiyor.. O da balikcilikla..
Birgün dükkana gelen bir  bayan müsterisi, „bana su somonun derisini temizlermisiniz“ diyor, „hay hay memnuniyetle“ gel gör ki..ilk denemede sag el kesiliyor, bozuntuya vermeyip devam etse de sol el de nasibini aliyor bu kazadan..Kadincagiz sorduguna pisman „tamam taman ben yaparim evde“ diyip alip gidiyor.
Ama onun, öylesine icten ve bir o kadar esprili, hayata gülerek ve keyifle bakan bir tarzi var ki, Viyanalilar bu „balikci“yi giderek cok sevmeye basliyorlar. Bir de su „Türk“ balikciyi deneyelim bakalim diye yaklasip, „hmm taze mi bakalim baliklar, gözlerine bir bakayim“ diyen müsterisine „Sen baligi birak benim gözlerime bak, o zaman anlarsin dogru mu degil mi“ de diyebiliyor.
Ve O’nun bu icten ve samimi tarzina bir de asla kaliteden taviz vermeme prensibi eklenince ünü kendini asmaya basliyor bu kücücük dükkanin. Basin, övgü dolu söz etmeye basliyor. Avusturya’nin en önemli gurmelerinden ve ayni zamanda "A la Carte" isimli derginin sahibi Christian Grünwald en bas müsterilerinden biri oluyor. Zamanla artik, baskentin bakanlari, ileri gelenleri, sanatcilari da kuyruga girmeye basliyorlar ondan balik almak icin.


Sene 2004 oldugunda,  artik yavas yavas, dükkandan bir ufak balik restoranina gecme fikri dogmaya basliyor..
Iste, belki de „kismet“ burda devreye giriyor..hemen yanibaslarindaki senelerin cafe’si bosaliyor, ve iste orasi artik Viyana’ya her gelenin ugramadan gecemedigi, mutfaginin, ambiyansinin anlatilari agizdan agiza dolasan Umar Balik Restoran oluyor.

Bugün haftada 3 gün dünyanin her yerinden taze balik geliyor Umar’a..ne yazik, deniz ülkesi Türkiye’de baligi tükettigimiz icin artik Türkiye yok iclerinde, aciyla söylüyor bunu Erkan..
Ama buna karsilik senede en az iki kere, sirf Türkiye’den en iyi salcayi, biber salcasini, baharati, fistigi almak icin gidiyor.  „Isini severek yapicaksin ve kaliteden hic ödün vermiyeceksin“ diyor, sebzesini, meyvasini her sabah halden seciyor, en iyi zeytinyagini kullaniyor. Ve görenlerin kücüklügüne inanamadigi mutfagindan „mutlaka bir daha tadilasi“ deniz ürünleri sunuyor misafirlerine.

Kalite askla bulusunca da ortaya böylesine güzel bir sonuc cikiyor.

Bugün taze cekilmis kahve kokusunun, yan dükkanlardan gelen taze sebze meyva kokularinin mis gibi balik kokusuna karistigi, seslerin, renklerin basi döndürdügü Naschmarkt Umar’da oturuken, yani basinizdaki masada dünyanin cesitli ülkelerinden gelen turistleri de,  parlamentonun bakanlarini da, avrupali prensleri ya da ünlü sanatcilari da ayni sekilde yolu naschmarkt’a düsüp alisveris sonrasi keyfini Umar’da cikaranlari da görebilirsiniz. Tabii bir de buranin müdavimlerini, aliskanlik yapan tatlarindan, sohbetlerinden ayrilamiyanlarini. O her müsterisiyle ayni espriyle, ayni samimiyetle ilgileniyor, onun icin karsisindakine iyi hizmet vermek önemli ve iyi bir dialog icinde karsisindakinin ictenligi, hayata gülen gözlerle bakabilmesi, kimin ne is yaptigina hic bakmadan o kendi isini yapiyor ve o yüzden de cok seviliyor. Kücük, ama kimsenin sirtsirta oturmaktan en ufak rahatsizlk duymadigi, yagisli olmayan her tür havada masalarin ve dolayisiyla seslerin, kokularin gülüslerin disariya tastigi Umar, o iki devin arasindan gercek bir dev olarak cikti bugün. Simdi, onlar Umar’i takip ediyorlar ileriye gidebilmek icin.

Basarisinin sirrini sordugumda“ hayati seviceksin, yemegi, aski ve sarabi..“ diyor Erkan..




17 yorum:

  1. ne hoş bir öyküsü var ve ne kadar aydınlık bir çerçevede betimlemişsin Itır!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tesekkür ederim Özlem'cim.
      Ondan birebir dinlemek öykülerini, inan cok daha keyifli..hikaye bitmiyor zira onlarda :)

      Sil
    2. sırf "hayırlı işler" desen ne muhabbetler çıkar, eminim.
      (gerçekten ne hoş bir selamlamadır "hayırlı işler" demek...)

      Sil
    3. tam da dedigin gibi Özlem..siklikla gitmemize ragmen, bazen sadece gecerken merhaba deyip gece kalktigimizi bilirim, sohbet sohbeti actigindan..:)

      (bence de cok hostur, ayrica dilimizdeki cogu iyi dilek cümlelerini cok severim ben,tam tercümesi de yoktur cogunun)

      Sil
  2. Müessesi selamlıyorum :) İstanbul ve balık deyince aklıma Lüfer geldi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Artik bulamadigimiz lüfer mi:)?

      iste burasi da bizim Yakup, Bolatcim :)

      Sil
    2. Keisnlikle öyle bulamadığımız lüfer belki baltık denizine gitmiştir ne bilim bu arada kusura bakma bu tablet pc olayında yazmaya alışamadım yukarıdaki "Müessesi selamlıyorym... şeklinde olan yer aslında Müessese sahini selamlıyorum" olacaktı :) affola!

      Sil
  3. Harika bir profil!..Yaşam enerjisi, çalışkan, ülkesini seven örnek bir işletmeci..yaptığı yemekler kadar, keyifli ve hoş sohbet yönleriyle de belli ki dinlenesi çok olan bir insan..

    Erkan Umar'ı tebrik ediyorum..
    Başarıları daim olsun..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle Esmir, burasinin bu kadar poüler olmasinin ardinda ayni dedigin gibi böyle bir profil yatiyor.

      Sil
  4. İşini en iyi şekilde yapan insanları çok beğeniyorum. Helal olsun, daha da büyüsün inşallah. Sizlere de afiyet olsun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki birgün yolun Viyana'ya düser, birlikte afiyet olur bize :)

      Sil
  5. Seviyorum
    hayatı, yemeği, eline sağlık demeyi, eline sağlık denmeyi, böyle yazıları, "bir merhaba" ile başlayan yazıları ve yazıya eşlik eden müzikleri:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ne güzel anlatmissin.. ben de öyle iste..

      Sil
  6. Güzel bir başarı öyküsü okudum kaleminden...
    İşini kaliteli yapmayı hedefleyen dünyanın her yerinde başarılı olur diyorum ben de:)

    YanıtlaSil
  7. Cok haklisin, isine aklini, kalbini koyup dogruluktan taviz vermeyince yolun hep acik oluyor..

    YanıtlaSil
  8. Ne güzel böyle öyküleri duymak,ne güzel sahibinden dinlemek bu öyküleri...

    YanıtlaSil
  9. İşlerini büyütürken,burnu büyümeyen insanlar nadirdir.Başarı da bu tanımın arkasından geliyor zaten.Bu yazıda iyi bir örnek olmuş ...

    YanıtlaSil